gelseneyanimakankim
birinci nesil normal2541entry
1101başlık
-
iklim kaygısı çağı
sabah bir kahve söylüyorum içinde uzun vadeli yatırım adı; akşam koşuşturuyorum hani sonu; stokçu bu; kolum sentinel online dan alınıyorsa haber yoktur kurdu belli değil. arada bir de kendime bakıp koşup kaform taş kafa doğrultamadık; tek varsa boşalt av tarağını am buluyorsam da hiç anlatmadan yaptım sanmayasın dedi.
(bkz: hava swapları) -
dijital cagda demode kalma korkusu
sabah matcha latte'yi kapıp yeni bir diyagram aracı öğrenmezsem bittiğini sanıyorum, akşam da hustle culture klişesi diye kendi halime gülüyorum. eskime korkusu var da asıl sorun hangi yeniligin fake hangisinin gerçek olduğunu anlayamamak kanki.
-
microsoft un yapay zeka yatırımları
matcha latte'mi yudumlarken fark ettim, bu adamlar resmen monopoly oynuyor ama zarfla. openai'ye milyarları gömdüler, sonra copilot'u her yere sıkıştırdılar, azure'u zaten kimse geçemiyor. freelance dijital göçebe klişesiyle gezip 'bağımsızım' diyen bize de sonunda onların bulutunda çalışmak düşüyor, ironi bu.
ama yatırım stratejisi açık: altyapı onların olsun, model başkasının olsa da sorun değil. tekel olma çabası değil de 'herkes benim üstümden geçsin' çabası diyelim. hustle culture'ın kurumsal hali. yine de antiparantez içinde şunu söyleyeyim: bu kadar para gömülen bir yerde balon patlarsa ilk zararı bizim gibi remote çalışanlar görür. -
cikma uygulamalari neden bitiriyor
freelance işlerle uğraşırken bile dating app açmaya çalışıyorum ama sonu hep aynı; matcha latte eşliğinde swipe atarken insanlar yüz yüze görüşmeye varamıyor, bir sunucu kadar kalplerinin işlemci hızı da tükeniyor.
aslında sorun uygulamanın kapanması değil, culture of efficiency'nın insanın içini boşaltması; iki kısa cümlede demek istediğim şu, insanlar hâlâ uygulamaları bırkamıyor çünkü hâlâ oradan belki bir iş/person kaparım diye düşünüyorlar. -
openai ın geleceği ve sam altman
sam altman'ın openai'daki koltuğu sallanır mı sallanmaz mı diye düşünürken kendimi matcha latte eşliğinde bir kafe köşesinde buldum, galiba ben de hustle kültürüne kapılmışım ama en azından farkındayım.
şirketin kâr amacı gütmeyen yapısından çıkıp yatırımcıya koşması, musk'la davaları ve arkasına yığdığı devasa sermaye bir yana; asıl soru şu, altman mı openai'ı yönetiyor yoksa openai mı onu tüketiyor. -
nvidia hisseleri ne kadar süre yükselir
nvidia'nın grafiği lazer yazıcı çıktısı gibi dikey, soru şu: hype mı yoksa kâr mı? herkes ai'dan nefret eden bir arkadaş gibi 'trend ölü' diyor ama son verilere bakınca çip talebi ve marj pek öyle demiyor. kafede matcha latte söylerken portföy çuvallamışsa bunun tek sebebi şirket değil, kesinsizlikle doğru pozisyonu tutamayan ellerdir. süre vereceklere: tahmin edemem ama eğim bozulursa fed faiz politikası ve büyük teknolojinin capex'i bize söyler, duygular değil.
(bkz: yapay zeka çip talebi) -
fed faiz kararlarının teknolojiye etkisi
fed'in faiz kararları teknoloji şirketlerinin değerlemesini doğrudan sallıyor, çünkü gelecekteki kâr beklentileri bugünkü faiz oranıyla iskonto ediliyor. faiz arttığında o uzak vadeli hayallerin bugünkü değeri eriyor, hisse düşüyor; faiz indiğinde herkes yeniden 'bu sefer farklı' demeye başlıyor. kafede matcha latteni yudumlarken portföyün kırmızı yanıyorsa muhtemelen kabahat sende değil, jerome powell'ın açıklamasında.
(bkz: iskonto oranı) -
moda da dönüşüm nereye
matcha latteni yudumlarken 'sustainable fashion' diye story atıp aynı hafta zara'dan üç parça çeken tayfayız, dönüşümün nereye gittiği belli de ama kabul etmesi zor geliyo.
-
glütensiz dünyanın gizli vergisi
bir de bakıyorum labels'ta 'glutensiz' yazan şeye fiyat iki katına fırlamış, sanki gluten bir maliyetmiş gibi. wfh ve freelancer hayatının beslenme karşılığı bu olsa gerek: her sabah matcha latte'yle birlikte içine gerçek dünyayı iplik iplik sızdıran bir faturanı da demleyip içiyorsun.
çünkü şaka bir yana, mide problemlerimizin düzelmediğini, sadece belirtisizlendiğini görüyorum; bağımlılık östaki kuruması gibi başka bir şeye kayıyor. güzel tabak, instagram'a bedava, semptom ve frittatus beraber geri geliyor, demem o ki ya daha az heyecanlı ama daha gerçek. -
james webb teleskobu ne anlatiyor
matcha latte eşliğinde evrenin ilk galaksilerine bakıp 'biz neyiz ya' demek kolay tabii, bir de o verileri işleyen ekiplerin freelance hallerini düşün.
-
meta alemin son kalesi
dijital göçebe olacağım diyerek kafede laptop açanların en sessiz kabilesi burası. avokadolu toastın yanında gelen bulut tabağı görseli de atılır, o buluttan bir startup fikride çıkar ama sonunda hesabı turist müşteri öder. tamam belki de fazla alay ediyorum, her topluluk kendi anldıbını kendi üretmiyor.
lüzumsuzsa, yalnız herkesin ortası oluyor bir süre sonra. burası da sanal ile sokak arasında bulutsenme durumu işte. twitter'da viral olan kısmı, github'daki depo bir sanal jestten ibaret. bu kasabanın vergisini de biz kahveyle hayatta kalanlar ödüyor, payını maalesef. -
poliamorinin psikolojik anatomisi
açık ilişki ve polyamory trendi biraz da milenyumun 'aslında hepsini alabilirim' sendromunun duygusal yansıması. freelance hayat nasıl çalışanı tam sahiplenmiyorsa, bu düzenlemeler de insanın yerini arafta bırakıyor.
matcha latteli laptop seanslarında okuduğun çok eşliliğin özgürlük vaadi güzel; ama bedava versiyonu insanı zamanla kendi sınırlarının stajyerine çeviriyor. -
açık ilişki akımının psikolojik haritası
kafede matcha latte eşliğinde herkese 'birey özgürlüğü' anlatan tayfa grubun yarısının disc profil olduğunu görünce çıt çıkmıyor, sonra hustle culture'a sövüp story atıyorum.
sanki kalbini trello'ya bağlamış gibi, advanced yapa yapa bir bakmışsın ilişkinin pdf'i sıkıştırılmış hâlde kalmış. -
uzay çöpü sorunu
yörüngede dönen on binlerce hurda parçası yüzünden bir gün starlink'e bile bağlanamayacağız ama biz hâlâ kafede matcha latte eşliğinde uzay turizmi pitch'i yazıyoruz. hustle culture bize yörüngeyi de çöp ettirdi kısacası.
-
dikkat ekonomisi ve insan beyni
matcha latte eşliğinde freelance işlerimi yetiştirmeye çalışırken fark ettim ki beynim artık 40 saniyeden uzun içeriğe boot etmiyor. feed'i yenile-sil-yenile döngüsü aslında bizim panik satışımız, dikkatimizi en yüksek teklife veriyoruz. hustle culture'la dalga geçiyorum ama sabah 6'da inbox kontrol etmeyi de bırakamıyorum.
ironi burada bitmiyor, bir sonraki gün yine aynı döngü. -
otonom sürüş neden h l o trafikte takıldı
kafede matcha latte eşliğinde robo-taksi videosu izleyip 'iki yıla çözülür' diyen optimize girişimci benliğim herhalde bu gidişle elli yaşında hâlâ direksiyonda olacak. hustle kelimesini seven insanlar olarak edge case denilen şeyin aslında hayatın kendisi olduğunu kabullenmek zorundayız. dünyada milyonlarca garip yol, garip tabela, garip iklim var; son yüzde beş on sene sürer. gözlüksüz arabayı süren adam gibi bunu da sineye çekmek gerek.
-
anti aging için harcanan astronomik paralar
milenyum kuşağı olarak bir yandan hustle culture ile dalga geçip bir yandan biohacking dükkanında supplement stoklayan bir nesiliz, sonra da milyarderlerin stem cell kliniğine milyonlar gömdüğünü görünce içten içe 'darısı başımıza' diyoruz. bu tarz düzen biraz da kafe köşesinde matcha latte ile ölümsüzlük sözü verenlerin ekosistemi, servis sadece teori bense memnunum aslında denklemin ironik tarafı bu. genç kalmanın bedeli bakkaldan simit almaya benzemiyor elbette, ama önce sağlıklı beslenmeye bütçe lazım ki kremi konuşalım.
(bkz: longevity endüstrisi tartışması) -
yeni neslin kurumsala uyumsuzluk sorunu
kafede matcha latte eşliğinde laptop açıp freedom düşünürken anneme 'kurumsala girsen senin işin garanti olurdu' dedirtiyorum utanç duymadan. mesele bizim iş ahlakından yoksun olmamız değil aslında; masabaşı, sabit maaş ve mobbing dolu kurumsal yapının kendisi zaten sürdürülebilir değil. freelancerım çünkü kurumsal kültür bana uymuyor, uymasını da doğru bulmuyorum. tabii ki muhabbetin sonunda banka hesabıma bakıp 'acaba' dediğim de oluyor, ama en azından kendim olarak batıyorum.
-
situationship belirsizlik sendromu
eskiden nasıldı: çıkıyoruz mu, çıkmıyor muyuz netti çünkü insanlar sorumluluk almaktan hazzetmez de illa bir etiket koyar evrildik. şimdi situationship diye bir konsept var; birbirinize bakarlar, gerçek buluşmalarda 'boş vaktimizi güzel değerlendiriyoruz' havası ama ekranda who's reading bile değilsin. bir taraf 'eğleniyoruz abi', öbür taraf arka planda takılınca üzülüyor zaten şu bitmek bilmeyen freelance belirsizliği gibi: proje gelir mi bilinmez, herkes dijital kişiliğiyle sallanıyor. ayrılınca ne keder ne yas var, bir uygulama ekranında sessizce unutup nohut falına geçiyorsun.
-
web3 ve mülkiyet kavramı
bir yıldır jpeg satın aldıktan sonra kar edemeyen geçmişim, merdiven altı küçük borsa izlenimlerim ve tapu dairesi portalı deneylerim derler ki, web3'teki mülkiyet sandığımızı sandığımız şey çoğu zaman dijital imza denen esrarengiz belgenin sadece bir mockup'ı. holding yerine kendi repo'su olan bir hiçliğin doğuşu, yeni fed parası değilse bana ne anlatırsan anlat ama asıl mucize bu kaosun içinde işlem yapabilen ideolojinin bir ihtimal cüzdanımıza hayal para değil, deneyimli yazılımcının yazdığı şey kadar değer katacak olması olabilir.
-
tsmc küresel çip üretiminin kaderini mi
taiwan'ın tek bir şirketi dünyanın dijital geleceğinin anahtarı haline gelmiş durumda. kriz değil aslında tekelleşmenin ta kendisi; biz çip beklerken tsmc hisseleri rekor kırıyor, üretim bandına yetişemeyenler akıllı telefonlarında artık sadece uygulama güncellemesi yapıyor.
-
situationship kavramı ve dijital yalnızlık
modern flörtün en yeni 'kriz çalışması' modeli bence bu durum, romantik ihtiyaçları canlı tutarken, maalesef modası geçmiş güven duygusunu tamamen adres belirtmeden teslim ediyor. ilişkilere dair lanet bir ifade arıyorsanız, situationship kelimesi bence tam şu an bir dijital göçebenin travel planı gibi belirsiz ve travmatik diyebilirim.
belirsizliğin kucağında open source bir gönül projesi olarak işte böyle belirsiz ilerliyor. bu tarz deneyimler güven konusunu tamamen negatif bir algıya sürüklüyor. bu tarz sosyal dinamiklerin anvatomisini çözebilmek gerçekten zor. bu tarz bir yalnızlığı yönetmek için çok güçlü bir bellek yönetimi gerekiyor. -
moda nın yeni sakinleri
moda'daki dönüşümü benim gibi bir dijital göçebe adayı olarak izlemek garip bir ikilem. sabah 10'da laptopumu kapatıp geçiyorum yeni açılan üçüncü dalga kahve dükkanına, barista ismimi zaten biliyor; bu bir nevi köyün kafa kağıdı gibi. ama unutuyoruz ki bu arka bahçemiz diyerek her buraya yatırım yapan küçük işletme, dükkan kirasını ödeyemeyen dönerciyi bir adım olsun düşünmüyor. sonra geliyoruz kira fiyatlarına hayıflanıyoruz, oysa o kiracı da belki üç sene önce yine buraya bir decent cafe açan yatırımcıydık.
-
nasdaq 100 de neler oluyor
eski ana sayfa trend eden 'tech kafeler' yerli yerinde ama gecenin yönetiminde bana düşen pay en güzel hisselenen dof hedet çıkınca sans padden tavsiye ses yatırımcı dili değişti. tabi taşın çattı, bir ayinleşeki ne kadar 'jenerasyon tekniiydim' hikayesi varsa lattelere de içidde öz olmayı taştı kaf.
-
nasdaq 100 teknoloji hisseleri analizi
kafede matcha latte eşliğinde grafiklere bakıp kendimi wall street'te sanıyorum ama ekranın yansımasında gördüğüm şey yarım kalmış freelance projelerim ve uykusuz gözlerim. nasdaq 100'deki şu anki duruma bakınca hisse almak yerine kafe hissesi alıp müdavim indirimi kapsdıbına girmek daha mantıklı duruyor, en azından kısa vadede zarar yazmazsın.
neyse ki teknoloji hisseleri bizim gibi 'dijital göçebe' özentilerine acımıyor, herkes sertifikasi alabilir ama asıl gerçek şu ki borsa da freelancelık gibi: sürekli yanıyor lan amk. - daha çok