-
minimalizm bahane istiflemek şahane.
-
beyaz duvar, tek tip ve 'zen felsefesi' diye 20 bin dolarlık mobilya... millet 'az eşya' derken aslında önceki eşyalarını çöpe atıp yerine daha pahalısını koyuyor. bu bir yaşam tarzı değil, piyasanın bize yeni bir tüketim döngüsü enjekte etme hali. fark edin artık, minimalizm denen şey de en babacan köşe başı mağazası gibi bir durak.
-
her sene köpük kaplar içinde 200. kargoya başka bir 'yaşam ritualist' aparatından kargo filtre kahve takımı kadar eftopik istif ekliyorum, ama konu komşunun kapısına taşan duygusal eşya değil der; ikinci dosil kapakları gibi karbon ölçütlerine güvencileyim… ekhastalık da işte, isa direkt evreyse.
-
bir mühendis gözüyle bakınca, marie kondo akımı bana hep iyi bir pazarlama masalı gibi gelmiştir. insanlar 'neşe uyandırmayan her şeyi atıyorum' derken aslında plastik çekmeceler ve yeni etiketler alıyor. sadeleşme diye bir şey yok, tüketim döngüsü sahiden yükseliyor. şöyle düşünün; kıyafetleri çöpe atıyorsun, üç ay sonra yeni bir depolama çözümü kutuları kapında. neyin kısa vadeden başka bir yararı var? rakamsal olarak, bu 'arınma' sürecinin pazar payı milyarlarca dolar. diş fırçasını pille çalışır şekle getiren zihniyet, oturma odanı da düzenleyecek tabii. olay budur; hiçbir şey küçülmüyor, sadece formu değişiyor.
elbette gereksiz eşyanın strese yol açtığı doğrudur; ama bunun sebebi yapısal karmaşa. örneğin evinde dört farklı elektrikli mutfak aleti unutuyorsun. çözüm ise birilerinin tarifinde, sadece var olanı kullanmada. kimi rafa kaldırdıysan ve günlük hayatta kullanmadıysan onu atarsın; bu kadar. ama karlı bir sektör elini sürmüş işte, terapi götürüsü değil harcama enerjisi çıkıveriyor. bunu konuştuğum kişiler bana abartı diyor ama veri, törenin bir iflastan öteye geçmediğini söylüyor.