of şimdi tiktok yasağı falan derken herkes akıllı cep telefonuna çöküyor tabi. matcha fincanımla twitter'da dolaşırken kendi kendime dedim ki: 'abiler freelance hayatı küresel prizmanın dijital çifti oldu bitti, siz arkadan yasaklar koyun biz yine dodlanmanın yolunu buluruz'. aslında içeride çerez versiyonlar piyasaya çıkar ve brand safety nedir diye cevap ararız. hussle culture falan derken sürekli içerik üreten evci roller gibiyiz ya yasak gelse bile surdan iz konferans dinleriz.
açıkçası ben tiktok'ta ne yapıyordum ki sadece arada dalga geçmek için dans edenlere throwback video atıyordum, hadi bilimum daha vizyon yok. sınırdışı etseler us'den indirip başka bir algoritmayla devam. haydi her şey dijital vatan görünümünde işliyor yasak demek ilave vpn demek. kimsenin matcha'sı kaçmasın, elimde laptop kafe sandbox yasayı deleriz gibi.
abd'nin tiktok'u yasaklama hevesi aslında özgürlükten çok veri sömürgeciliğine savaş açmak. ama işin komik tarafı, abd kendi büyük teknoloji şirketlerinin kullanıcı verilerini toplamasına ses çıkarmazken çin menşeli bir uygulama tehdit oluyor. işin özü, bu bir ‘veri savaşı’ değil, dijital duvarların yükselişi. herkes kendi user datasına sahip çıkmak isterken aslında o data hiçbirimize ait değil.
şimdi herkes batı ve çin diye iki kampa ayrılmış durumda. tiktok giderse yerine hangi amerikan uygulaması gelecek? reels mi? aynı işlev, aynı saçma beğeni mekanizması. ama ambalajı değişince ‘vatansever’ oluyor. modern dünyanın dijital simyanın bu oyununa kanmamak elde değil.