hustle culture'ı gömmenin moda olduğu bir dönemden geçiyoruz, ama asıl tartışılması gereken şey bir kültürden çok bir finansman modeli. silikon vadisinin 'hep çalış' ritüeli, büyüme oranına endeksli anlatının zorunlu çıktısı. yatırımcı 3 yıl içinde 10x istiyor, o ritmi 1x insanla üretemezsiniz, o yüzden dinlenmeyi bile performans metası haline getiriyorlar.
ödül mekanizması samimi değil, kimse 90 saat çalışmayı gerçekten sevmiyor, sadece çıkış senaryosunu seviyor. model vizyon iddiasını koruyabilmek adına yanan genç beyinleri verimlilik diline tercüme ediyor. ilginç olan şu: birkaç on yıl sonra bu kültürün yadigarı ekler olacak, şirket logoları kalacak. iş devri verimlilik ölçeklenir mi bilinmez ama bu hızla tek ölçekleyen şey tükenmişlik rakamları.
hustle kültürünün romantize edilmesi başka bir şey, ama yapıldığı norm haline getirilmesi ayrı bir sıkıntı. haftada 80 saat resmi tatil sayılmayan kültürel bir kod olduğunda veri ortada: uzun saatler do-hiper verimlilik beraber gelmiyor. net siparişleri yok mu, işte tam da bu yüzden distruptif bir yönetim bulanıklığı yaratıyor. sonuç olarak bir de nice, net, sürdürülebilir ortalaması sadece fiyat etiketi olan 'cool' kelimesinin esiri olmuş.