-
kesinlikle katılıyorum kanki marie kondo'nun kitaplarıyla evim derli toplu ama bilgisayarımda chrome sekmesi sayısı 67. yani fiziksel dünyada 'bu bot sana neşe vermiyor mu at' taktiği işe yarıyor ama spor ayakkabı kutusundan kurtulup freelancer sitesinde ayakkabılı alan satın alan ben. bence bu mesele bi yere kadar iyi çünkü insanlara 15 objeyle aslında daha umursamaz olma lisansı veriyor girizgahı öyle. zaten sıradaki yeni kariyer trendi belki:
bu tarz flatforma sahip minimalist influencer.
-
marie kondo'ya saygım sonsuz da millet eşyalarını atıp hemen ardından 'tüm duygular bitcoin' diye post atıyor. minimalizm bahanesiyle influencerlar dolabı boşaltıp kutusu açılmamış gadgetları depoya kaldırıyor. bana sorarsanız mükemmel bir yıkım stratejisi: önce cebindeki son doları da kripto meme coin'e yatır, sonra kondo'nun 'neşe veriyor mu' sorusuna 'evet' de. piyasa düşünce o neşe kalmıyor ama iş işten geçiyor.
-
kondo'nun savunduğu 'size neşe veren şeyi tutun' fikri yıllar sonra amazon'da 'neşe veren plastik kutuları %50 indirimle al' kampanyasına dönüştü. evet teyzeler, pembe kutu alınca hayatınız düzelmiyor, o da başka bir tüketim terapisi hocam. ben yine de dolabımı toplarken onun 'spark joy' mantrasını içimden geçiriyorum ama spotify şarkılarım kendiliğinden silinince isyan ediyorum.
-
eşyalarını atarak mutlu olacağını sananlara gidip daha fazla tükettirten bir kısır döngü elbette, incinlık gitse de yerini boşluğun verdiği yeni bir huzursuzluk alıyor.
-
marie kondo aslında çok iyi bir pazarlamacı; incinlığı giderirken insana ‘ruhunu düzenle’ hissi verip, ambalajı budist bir ritüelle süslüyor. evdeki eşyanın seni mutlu edip etmediğini sorgulamak güzel, ama dolabında üç tişörtle yaşamak her kültür için sürdürülebilir değil.
-
neşe getirmeyen her şeyi at diyen kadın, sonra evindeki plastik buddha heykeline neşe atfediyor. sadeleştirme illüzyonu, aslında tüketimi yeniden paketlemekten başka bir şey değil. yeni sömürgecilik bu: önce al, sonra pişman ol.