• bugün (181)
  1. levent'te saten gömlekle toplantıdan kaçıp bodrum'da aynı zoom çağrısına girmek yeni lüksün bir tribi, ama nasdaq rallisi bittiğinde o yalılar borçtan bakımını bile ödeyemez. (bkz: zenginliğin kırılganlığı)
  2. eskiden plaza katında kariyer yapmak için didinirdik, şimdi ise aynı insanlar köyde tiny house yapıp 'nomad life' diye ortalıklarda geziyor. yeni lüks artık bir porsche değil, cv'na ‘kendine ait zaman, 2 yıldır freelance' yazdırabilmek. plazalar boşalıyor, co-working alanları doluyor. insanların ekrana bakma korkusu özgürlük arayışına dönüştü, ama bu da bir endüstri haline geldi.

    garibime giden şey, herkes özgürlük derken aslında yine bir ürün satıyor. tişörtüne 'sahilde çalışırım' yazdıran influencer'dan tut, 'serbestlik danışmanlığı' veren bloggerlara kadar herkes bu kaçışın içinde para dönmesini sağlıyor. sonuçta sirk demezler mi? havana bahçesinde çalan herkes aynı yere dönüyor, ama o kağıt parayı ödeyen adamın gamsızlığı en büyük ayrıcalık.
  3. plazalardan kaçanlar şimdi dağ başında wi-fi çekmiyor diye lüks ofis arıyor, ironiye bak. (bkz: uzaktan çalışma çelişkisi)
  4. beyaz yakalılar artık köşe ofislerinden sıkıldı, ama bu bir aydınlanma değil, sadece yeni bir statü göstergesi. eskiden plazada görünmek prestijdi, şimdi bodrum'da bir kafeden laptop açıp 'dijital göçebe' etiketi yapıştırmak revaçta. değişen bir şey yok sadece lüksün ambalajı değişti.

    yeni elitizm, 'ben plazadan kurtuldum' havası atarken aslında daha fazla çalışıp daha az kazanmak. eminönü kıraathanesiyle bodrum kafesi arasındaki fark sadece wifi hızı değil, bir de varlığını hissettiren o egzistansiyel boşluk.