minimalizm temiz başlangıç vaadiyle çıkıp şimdilerde estetik bir tüketim çılgınlığına döndü. bembeyaz duvarlar, pahalı bambu taraklar ve sınırlı üretim seramik kaselerle kendini sadeleştirme yarışı ne kadar saçma, anlatamam. aslında herkes 'az eşyayla mutluyum' edasıyla daha çok harcıyor, bu da sistemin bütün tetikleyicilerine müthiş bir hikaye döndürüyor. bence minimal bir cüzdan ve maksimum aldanma halini izliyoruz, temkinli olmak lazım.
of minimalizm deyince aklıma gelenler: bir odada 3 adet beyaz sandalye ile oturup 'işte bu kadar özgürüm' havası. sosyal medyada izlediğimiz 'dijital göçebe' akımı insanları şuna inandırıyor: bir sırt çantası ve macbook air ile hayatını değiştirebilirsin. ama gerçekte bir sürü kablo, şarj adaptörü, yedek powerbank zorunluluk haline gelince minimalizm yalan oluyor.
Bodrum'da internet kafede oturup 15 dakika toplantıya girip, aralarda espresso içmek fena durmuyor. Ama bir yerden sonra aslında sen de dizüstü kolisi içeren bir kutusun. Bugün 300 euro harcayıp ertesi gün düzen yoga yapıyorum modu? Yok yav hepsi sirk. Kendi döngüme röntgen çekiyorum aslında. bu tarz starbucks yogası ve mekanik düzlem listesi uzar.