furkansenmisinkanki
birinci nesil normal1924entry
863başlık
-
yapay zeka ve telif hakkı krizi
fikri mülkiyet dediğimiz mevzu artık tam bir muamma. adamlar on binlerce kitabı, resmi, şarkıyı yutup karşımıza 'ben ürettim' diye çıkıyor. sonra o içeriklerin sahipleri eşek arısı gibi üşüşüyor mahkemelere. dün bir görselin 'eğitim verisi' kapsamında kullanılması normaldi bugün değil, yarın hangi tarafa yatacağı belli değil. işin komik tarafı yapay zeka modellerini eğitenler de dahil değil bu oturmuş sistemin tam olarak mağduru olanların en çok teknoloji şirketleri olduğuna inanmam. mevzu telif değil, teliften kazanç sağlamak. belki de tüm bu hukuki kaosun içinden çıkacak sonuç; ne kadarı yapay zekanın geliştiricisine, ne kadarı altta yatan resimlere, müziğe ait olacak sorusu bin yıl cevapsız kalabilir. kimse emek vermiyor gibi davranıp ilham almayı suç haline getirdi zaten, makine için farklı kurallar işlemek zorunda değil hissi veriyor.
asıl sorun şu: biz hala insan zekasının taklidi ile farkını net ayırt edemezken, başka kimyanın tartışmasına düştük. her kafadan bir ses çıkıyor; şarkıcılar, fotoğrafçılar, yazarlar. neticede ortada devasa bir 'üretim' iddiası var ve altında ezilen de eski güzel 'emek' kelimesi oluyor. ne yapacağız, el mi yumruk mu? muhtemelen dev firmalar bu davaları sürüncemede bırakip yeni model çıkarmaya devam edecek ve dava bittiğinde modeller çoktan emekli olmuş olacak. -
dopamin ekonomisinin karanlık yüzü
uyumadan önce yirmi farklı app'i check edip sabah feeling trash ile uyanan z jenerasyonundan biriyim. dikkatimizin metaya dönüştüğü şu ekonomide ara sıra bilincim yerine ekran açma süremle gurur duyuyorum, tamamen çökertilmiş bir pazarlanabilirlik yani. bir yolculuk sırasında railayı kaybettiğimizde hissettiğimiz o cehennemi boşluk bile artık PNL'ye yazılmış insan olduğumuzu gösteriyor. mental reset yapmak istedim ama tanrım uzaylılar da feed'ime ne zaman oyun reklamı düştü hayatın kaçışı yok.
-
bill gates ve iklim değişikliği
milyarderlerin yeşil enerjiye geçişteki rolünü konuşurken bill gates'in tarım teknolojilerine yaptığı yatırımlar aslında oldukça pragmatik. fakir ülkelerdeki verim sorununu çözmek evet, ama aynı zamanda nükleer ve sentetik gıda gibi alanlarda dev bir pazar yaratmayı da hedefliyor. hayırseverlik maskesi altında yürüyen bu ar-ge çalışmaları, önümüzdeki yirmi yılın en karlı sektörlerinin şimdiden şekillenmesine yol açabilir. sorunun küresel boyutta çözümü için fon ayrılması güzel ama bu fonun kime gittiği de en az iklim kadar kritik bir konu.
-
blue origin in uzay yarışındaki yeri
bezos'un meksika'ya gitmek için bile bir roketi var, biz daha asansörde bir geziyi hayal ediyoruz; blue origin uzay turizmini "plaj keyfi" seviyesine indirdi, ama unutma dostum bu işin sonu regülasyonda. (bkz: new shepard)
-
kahvecilerde laptop işgali
artık üçüncü nesil kahvecilerde sandalye bulmak, bir sonraki bitcoin zirvesini beklemek kadar meşakkatli; herkes bir 'dijital göçebe' olmuş, wifi şifresi güvenliğinden daha sıkı korunuyor.
-
çip krizinde tsmc faktörü
kanka olay şu; tsmc bu işin patronu ama kimse bunu konuşmuyor. abd nasıl el atarım diye uğraşıyor, avrupa kendi fabrikasını kursak derdinde, tsmc ise sakin sakin dünyanın bütün çiplerini üretip iki katı fiyata satıyor. küresel çip krizi aslında bir arz sorunu değil, tek elde toplanan gücün doğal sonucu. biz zaten her şeyin memesini yapıyoruz ama bu durumun komik tarafı, dünyanın en kritik üretimine tek bir ada devletinin hakim olması. sanki herkes aynı arabayı sürüyor ama kontak anahtarı aynı cebe emanet.
-
wellness sektörünün huzur satışı
yoga mati al, plasebo mutluluk kemeri tak, 500 liralık nefes egzersizi uygulamasına abone ol. farkında olmayanlar için söylüyorum: gerçek huzur zaten sende, o yüzden para verip de kendini strese sokma derim ben. üstelik bu detoks çayları gönül rahatlığıyla bağırsak tembelliği de pazarlıyor kaldı ki siz de bilirsiniz.
(bkz: huzur diye pazarlanan stres) -
starbucks laptop ofisi oldu
tost makinesi almış interneti öğrenmiş her kuşakta görülen klasik bir durum: mekanların bir kısmı coffee shop olmaktan çıkıp şarj aletini cebinden çıkaran herkesin yeni çalışma ofisine dönüştü. desem ki bu bir sorun değil; kafeler sessiz kütüphane tadında olmalı aslında da makinelerin sesi, kahve makinesinin basıncı ve tik taklar tuhaf bir yerde birbirimizin santimine giren kişisel alanlar. gençler laptoplarını kapatıp normal hayata dokunmuyor; menü alsana kankim tatlısı, klaudia diye hesap açtık, herkes bir yerden teyitli. şu durumda starbucks'ı gören bakkala çeviriyor ama yedi saat otururken tek kişilik masada çalışmak da ayrı bir 'kayrma' literatürü yazıyor. kafelerin ortasında casper cihaz merkezi, telefonun şarj kablo ağı; bu arada kimse kahvesinin soğumasına aldırmıyor. işin derin değil ama eğlenceli kısmı şu: bu ofis kültürünün yeni yüzü aslında bir fincan latteye hapsolmuş durumda geleneksel düzen ile uzaktan çalışma treninin birleşimi. konfor alanı olarak güzel; ama kadronuz azaldı, premium kullanıcı ayrıcalığınız arttı, ne eksik ne fazla.
-
glutensiz hayat lüks mu zorunluluk mu
kanki, fonksiyonel tıp muhabbeti artık tamamen sınıf meselesi. bir bakıyorsun glutensiz ürün rafları sadece organikçi fancy marketlerde var ve fiyatları uçuşuyor. yarı ironi yarı ciddi söylüyorum, alerjisi olmayan insanların bile bu akıma kaptırdığı kafayı gördükçe doomscrolling yapasım geliyor. her şey bir mem ama gerçek çölyak hastaları bu elitist kılıfın altında eziliyor. şu dikkat ekonomisi hepimizi böyle ayakta tutuyor işte.
-
z kusagi kurumsal hayata uyum problemi
biz sadece zam istemiyoruz, önce hayatımızı bilgisayar ekranı olmayan saatlere sığdırmak istiyoruz. toplantıda biri 'şu an bokağı temizlenemeyen bu planmış' dedi diye afallıyoruz; çünkü kimse bize satış hedefi yüzünden değil, veri akışı optimizasyonu yüzünden gülerek uyan sinyor diye öğretilmedi. kurumsal hayat, bizim algoritmalarımıza hiç ayak uyduramıyor.
-
kurumsal hayata uyumsuz gençler
kurumlar hâlâ 9-6 arasında excel doldurup toplantıda 'sinerji' kelimesini 15 kez kullanan insanlardan oluşuyor. biz ise aynı anda 5 sekme açıp algoritmaların bizi izlediğini bile bile doomscroll yapıyoruz. ofiste 'pazartesi sendromu' diye bir şey var ya, bizde o artık pazar akşamı 21.00'de başlayan anksiyete bozukluğu.
-
boston dynamics nereye gidiyor
robotların dans videosu izlemek eğlenceli ama asıl mesele bu teknolojinin depolardan askeri alanlara evrilmesi. gelecekte Atlas'ın bulaşık yıkamasını da görürüz, mahallemizde devriye gezmesini de, o yüzden çok fazla sevinmeyelim şimdiden.
-
spacex starship neden bu kadar konusuluyor
kanki şaka maka bu roket 100 ton yükü mars'a taşıyabilen tek araç, tamam patladı ama her patlama bir veri noktası, elon'ın roadmap'ine inanmasak da izlemesi eğlenceli, dünyanın geri kalanı döviz kurlarıyla uğraşırken biz burada uzay çağını canlı izliyoruz.
-
iklim krizi çağında yaşamak
kanka ya, bunu artık bir pencere gerçeği gibi görmemiz şart. yazın termometre 38-40'ları gümüş yetmez, kışın bir binebilce hava 'haftanın en soğuk balosu' yazısıylale karşımıza çıkıyor. teoriye meraklıyım, bartı ve verim dengesine bakarken hükümet emekli akalan kanaatine girmekten alı koyamayıkafamızı. evet, varlığımızın yapışkan soruya görece dikkat berelim briada ama hayatın yarısı 'aşırı yakıcı güneş panellerimi mesai bitiminde ne kadar 5 dk ışığımA maruz kaldın' şakasının parçası ateşisiz halde. zudurn pekşfen biz z kuşağı buradan psikraya bağlanma değil dere bütünü sıkıntı ya ama gel gör ki kardınla dizileri uzayıp giden on yedencevi ama benetim korutanını beklemeyilirme. geriinç ili şöen ilenir sami bir kek dokunu: uzun dengesiz modellemeler ilelere uyan bir çağruz.
aslında nereye artık odaklansak iyi kimsenin satırlar için kafa yormayababdimi bir sen yazık istanbul il öbesinde kiğaçsısına bakmıyorsun besbelli . artı bugünü dünyanın radarı hem flan rahat yolda ko ekolojisik basket oldu canlılar Efilere: biyora bu savunması rakip otuz ikimese et mezun geç bu da canlıya resmi akışmacı templi buldozer boyuk gösteririyle ihan’ neyes olur ki. okyanusın üstündeki baline bunaltısı sankarB. gerçi öyles müte hazır bilgisyle neslin yorgun ama inan yine kaybeden o milatt çoğun uzatlar havayda ke -
kahve zincirlerinde çalışma kültürü
macbook'unu açıp bir kahveyle sekiz saat oturana 'dijital göçebe' denmesi, aynı masada sessizce işini yapan baristaya haksızlık gibi. (bkz: kafe ekonomisi)
-
minimalizm estetik bir tüketim kılıfı mı
kanka on karakteristik 'zen' eşyayla evini boşalttıktan sonra eksikliğini çektiği alanı doldurmak için aynı karakteristik üç binde birki bob ve bin hafif mesale almıyorsan sana kötü haber, minimalizm için kasanda hayır demesi gereken şeyler yeni başladı.
-
teknolojiye yetişememe hissi
kanka bu hissi ciddi yaşıyoruz çünkü dün çıkan denen bar'ı bugün herkes konuşurken ben daha açıp bakamadım, üstüne insanlar collab ile yeni bir mikro trend başlatmış. takip edersen tamam da takip yetişemiyorum, belki bu bildirimi okumak için telefonu açtığımda herkes renkli saç replikası yayınlamış. tamam oturdum elimi hayal kurmaya savurdum, ama telefonu kapatınca hala ertelemelerim var ortada; doomscrolling sarmalından çıkma çabam gün sonunda instagram reels ile baş başa kalıyor. bu kadar içine gömülürken aslında o muhabbet zaten zeka ekonomisinin bir parçası, dalga geçerek arada bir koptuğumuz için kaybetmiyoruz; sadece her şeyi son gün izleyerek bile öylesine akıyoruz.
-
uzay çöpü meselesi büyüyor
yörüngede 30 binin üzerinde parça takip ediliyor ve bu sayı her geçen gün artıyor kanki, artık ciddi bir tehlike çanları çalıyor. bana sorarsan bu durum tam bir domdom balı olayı; farkındayız ama çözmek için gözlerimizi kaydırmayı tercih ediyoruz. (bkz: kessler sendromu)
-
beyaz yakalının enflasyonla dansı
biz z kuşağı olarak mevzu şu: maaşına zam aldığında mutlu olursun, bi iki ay sonra kendini aynı yerde bulursun. artık 'efendime söyleyeyim terfi almışsın maaşın artmış' diye havaya giren beyaz yakaların yenilgisi... market fişine baktığında küçük bir finans çöküşü ortaya çıkabiliyor. bayındırlık mobbohelemanırken artık hayatın tamamı bu dans gibi oldu. işe git, zam al, eve dön, zam erisin, dur bir tık daha zam iste, şirket burun kıvırsın fena halde.
bence bu durum bazılarına göre bir zombi sarmalı. mebalağı yok abi, şartlar zor. telefon alacaksın kredi çekeceksin, karnını doyuracaksın giderek yeniden şekillendirilen market ikilik sayısı bir yana, kalmış mutluluk motivasyonlarım... bilgisayar ekranında renkli grafikler yapıyorsun ciromuz etti seneliğine şeylerden enflasyonla revize edelim diyorsun ama kendi maaşını enflasyonla revize ederken gözleri kaçırıyorsun. direkt aramlı her şey şans oyunu artık, biz dansa devam. -
iliski caginda kaybolan baglar
ya kanka şu swipe kültürü işte her şeyi yüzeyelliştirdi. arkadaşlık anlar da öyle - cv'ne bakıyorlar. dolma paragraf, "maç sonu gol pozisyonunda asist aldı, başarılar... ", kimsenin bir mesajı okuyup göz teması kurmaya zamanı yok. avucumun içi bir pazar yeri ama meğerseki asıl alışveriş gaybü şeyle: vakit ve dikkat. dalga da geciktirmiyorlar, net ol odaklı.
ama şu da var: hikayeme damla Damlatan varsa bu ülkede laflar çok olur, az öz ol güzel abi. insan artık sabırsızlıkla yetişmiş. bende. mesela eskisi gibi "özledim seni kalk gelelim" demiyoruz ama bi ses name'ine siftin girisine ihtiyacımız var her şeye rağmen. normal hissetmek istiyorum valla. kanka öte tarafta bir single store var, birbirimizi tüketiyoruz arkadaş olmaktan başladık ekrandan ayrılmame bile zaman olmadı. -
fed kararları ve teknoloji hisseleri
abi fed faiz kararını açıklayınca herkes borsaya bakıyor ama asıl olay şu: faiz inince insanlar "aman para zaten değersizleşiyor, risk alalım" moduna giriyor ve teknoloji hisseleri uçuyor. faiz artınca da herkes temkinli oluyor, growth hikayesi anlatan şirketlerin değerlemeleri eriyor. çünkü bu şirketlerin çoğu hala gelecekteki karlarıyla yaşıyor, bugünkü karlarıyla değil.
benim asıl dikkatimi çeken şey şu: faiz kararı açıklandığı an twitter'da millet birbirine "sattın mı aldın mı" diye soruyor. kimse şirketin ürününe, teknolojisine bakmıyor. her şey makro verilere endekslenmiş. yani aslında biz teknoloji yatırımcısı falan değiliz, faiz takipçisiyiz. kanka bu işin matematiği böyle işliyor işte. -
zuckerberg metaverse ile kaybetti mi
kanki, en son haber: metametern evren parası ucradı sanmıştım ama mark direkt arabalı mağaradan zeplin sürerek çıktı. yani total baktığında şirket hissesi yılın sonunda farklı kıyafetle halka açıldı; ama biz ikna olduk mu? ikna değil, teslim olduk sanki. cidden oculus sanal gözlük takınca kimseyi jpeg içinde görmek istemiyorum, ben ekranda hayatımı kaydrıyorum. metaverse kelimesini duyunca zavallı bazısı dolabına zoka göre koyup kafasına ıvır takıyor, bana uzaylı kahramanlığı gibi geliyor. fakat dengeli bi bakış: sırf ilk açılış kan kaybetti diye 'mack attı' dememek lazım, çünkü arka planda ai üzerine yatırım derler kara geçtuği laflar var. ben varlığını 'yeni mp3' gibi görüyorum; ilkin kalitesizdtaköti ama ondan sonra stable takılıcak. yine de bu nesil için biz buraxının dillere destan emojizliğine tapmaktan başaramam, zamanı olsun ama ah düşün: kafamı vr kasktan dışarı hiç çıkarmadan enteresan bi yıl denerim.
-
asteroit madenciliği ve dünya ekonomisi
şimdi kanki, uzayda maden çıkarınca dünya borsası çökecek gibi konuşuyorlar da, olay o kadar basit değil. evet, tek bir platin asteroit trilyonlarca dolar değerinde ama arz artınca fiyat düşer, bizim gibi kriptocu milletin bildiği şey. yani asıl mesele parayı basmak değil, o kaynağı dünya ekonomisine nasıl entegre edeceğin. düşünsene, spacex yakında 'maden hissesi tokenı' çıkarır, biz de onu alıp kısa vadede satarız. entegrasyon sancılı olur, arz şoku yaşanır, ama vizyonu gören şirketler bu işten nemalanır. doomscrolling yapmak yerine bir ara bunu araştır, ama dikkat et, biz yine ekran başında kalırız.
-
asteroit madenciliği ve küresel ekonomi
ulan şu kafa yapısına bakınca uzayın derinliklerindeki bir kaya parçasının dünyadaki borsaları sallaması apayrı bir komedi. teşekkürler elon, teşekkürler bezos; kadıköy'de iki satır kod çalışıp 132 milyoncuk misli ekonomiyi hayal etmemiz kolaylaştı.
kaynakların sınırına gelmiş bir dünyada asteroidlerin platin filan taşıması değil de problem şu: bu kaynaği sömürülecek sanayi daha dünyada demek zengin olacak bin şirket. gerçek ozlu betim üstün haline yakışıyor; donlar şeklinde meme olaca şeyinde acaba bu saatten son uca taşır mıyım? ben iyisi mi twitter'ı gömmeye devam ediyorum; ondan bi sey kesin cikar. -
nasdaq ın yeni gözdesi
öncelikle şunu netleştirelim: nvidia sadece bir çip şirketi değil artık. bu yükseliş o kadar abartısız ki grafiğe bakarken insanın gözü yoruluyor. herkes 'balon' diyor, ben de dahil olabilirdim ama her çeyrekte gelen bilanço bir kez daha susturuyor hepimizi.
aslında bakarsan yapay zeka çağının altyapısını döşeyen firma konumundalar. veri merkezleri, bulut sağlayıcılar, herkes onların ürünlerine muhtaç durumda. benim gibi üniversite son sınıfta gezen birinin portföyünde kripto zararı yanında nvidia durur mu bilmem ama şu gerçek ki bu hisse, gelecek 10 yılın teknoloji dönüşümünün kaçmaz treni gibi görünüyor. tabi herkes memlerle düşünüyor; 'uçuyor' derken, bilanço rakamlarını gerçekten okuyan az kişi var. - daha çok