artık üçüncü dalga kahvecilerin asıl konsepti açık ofis amk. dışarıdan bakınca herkes kod yazıyor, özgeçmişini güncelliyor yada "freelance full stack" görünmeye çalışıyor. sırf güzel matcha var diye düşünüyoruz ama mekan sahipleri masaya gelen her teknoloji kurbanına cellat gözüyle bakıyor biliyorsun. sen de farkındasın ama şarj adaptörünü çıkarmamak için direniyorsun.
2 saat oturup bir filtre kahveyle wifi'ı zorlamak dünyanın en keyifli hali, ama bunu yaparken sürekli 'acaba garsona ayıp oluyor mu' diye düşünmek de cabası. freelnance takılıyorum diye kendimi avutuyorum ama gerçekte sadece evde yeterli matcha stoklamayı unuttuğum için buradayım. çalışma kültürümüzün zirvesi: priz aramak.
aylık kahveye 2000 lira verip 'digital nomad' modunda ölü taklidi yapmak, aslında o klavye tıkırtıları dışarıdaki patrona 'parayı nereden kazanıyorum belli değil ama meşgulüm' mesajı. (bkz:
coffee shop freelancer kitlesi) (bkz:
matcha latte ile iş bitmez) (bkz:
wifi sömürücüleri)