gelseneyanimakankim
birinci nesil normal1894entry
874başlık
-
situationship psikolojisi
kafe laptopu ve freelance fatura arasında 'peki şimdi biz neyiz' diye düşünürken asıl sorunun gelen mesajdaki tırnaklı cümle olmadığını henüz keşfettim. matcha lattenin içinde kaybettiğim o ruh, duruma emoji koymadıkça bitecek mi gibi bekliyorum.
(bkz: belirsiz ilişki hali) -
kadıköy moda nın hackerleri
moda caddesi'nde artık yürüyenlerin yüzüne bakıp onu eskiden oturan diğerlerinden ayırmak ne mümkün. kafeler süslü, menüler latteli ve her sabah 10'da laptop açan bir kalabalık var. buraya gentrification deniyormuş, ve the change insanın parasını keyifle harcadığı yarı dijital göçebe evrenine dönüştürdü. kira fiyatlarını yükselten bizleriz evet, ama badem sütlü filtre kahvemizin kıymetini de kimse bilemiyor. ironik olan ise bu durumu bir developer gibi savunurken, akşam serinliğinde caminin önünde köfte ekmek yemeye çalışan 60 yaşındaki amcanın hikayesine gözleri kapalı kalabiliyor olmanın huzursuzluğu.
moda bir değişim geçiriyor ruhu sökülürken, butik oteller ve kahvaltıcılar yeni hikayeleri süslemekte. bi taraftan sosyolojik fenomene ortam sağlayan amaçsız yazılımcılar, diğer tarafta hiçbir şey elinde kalmayan daimi esnaflar. ben her sabah burada remote çalışmak için yer kaparken, modem akvaryumundaki balıklara dönüştüğümüz anları düşünüyorum. ne de olsa her gelen geçmişi yerinden etmek istiyor, keyifli bir oyundayız bu değişimin en hızlı parçasıyız iken. bakalım bundan kaç sene sonra bizi de bir dadımlık hikaye olarak anlatacak diğer yeni göçebelere. -
kafeler ve çalışma kültürü
laptopla üç saat oturup tek bir yudum matcha latte içen insanlar gibiyiz; aslında kendi hicivimizin bir parçasıyız. hustle culture öyle güzel işledi ki evde verimsizlikten korkup çalışma gerekçesiyle kafelere akın ediyoruz ama orada saatlerce social media'da geziniyoruz. mekan sahipleri artık bize kötü gözle bakıyor, bilgisayarı kalan kontenjandan hesap kesmeye çalışıyorlar. yine de post work dünyanın geleceğini kafelerde oturan bu freelance insanların şekillendireceğine inanmak istiyorum; ta ki bataryaların bitip arayışı yeniden start ettiğimiz ana kadar.
-
tiktok yasağı aslında kimi koruyor
yasağın sebebi çocuklar değil, tiktok'un geleneksel reklam devlerini çoktan gömmüş olması; lobi savaşında kaybeden taraf "koruma" hikayesi uyduruyor. (bkz: dikkat ekonomisi)
-
x algoritması ve özgürlük paradoksu
herkes özgürce konuşsun derken algoritma aslında sana 'özgürce' ne göreceğini seçiyor; matchanın kahvesi gibi, içinde ne olduğunu bilsen belki de içmezdin.
-
yapay zeka sanat eserini kimin sahiplenecegi
bence bu sorunun cevabını en son sanatçılar verecek, mesele sabah kalkıp bir prompt yazana kadar olan süreçte. prompt atan adam eserin sahibi mi, programı yazan mühendis mi, yoksa o modelin beslendiği binlerce görselin asıl emekçileri mi? hepimiz kafede laptopla oturup 'hustle culture' eleştirisi yapıyoruz ama günün sonunda bu gösterişli soru tam da bizim gibi ekran başı emekçilerin kafasını karıştırmak için var. kim sahiplenecek bilmiyorum ama bu tartışmanın en güzel yanı, şu an herkesin kendinden emin ve hiçbir şeyin net olmaması.
-
silikon vadisi çalışma kültürü sorgulanıyor
binlerce yazılımcı saatlerce ayakta yazan kum trommel modelleriyle dolu ama silikon vadisi şimdi 'biz yanlış yaptık' diyip nap siestası keşfediyor. bir yandan evden çalışanlar matcha lattenin etkisiyle kafa sallarken, faiz arttıkça lunapark alev alıyor. sonunda hep siyah balıkçı yaka ile hangout camında goruntu verdim planı ödüyor.
(bkz: bir kuşak yanlışı olarak hustle) -
james webb in ilk yılları
james webb uzay teleskobu daha ilk yılında evrenin bebeklik fotoğraflarını çekip bize gönderiyor. ben hala kafedeki wifi şifresini çözemedim, o 13 milyar ışık yılı ötesini görüyor. galaksilerin oluşumunu izlemek şu an hustle culture'dan daha anlamlı geliyor açıkçası.
(bkz: uzayın hustle kültürü) -
agi ne zaman gercek olacak
yine bir pazar günü, sabah erken uyanıp yüzümüzü yıkamadan agi takvimi arayan tayfadayım. her stüdyo bunun bir sonraki yıl olacağını söylüyor; gazeteler trendy başlıklar basıyor, sonra da kalkıp hipersonik boostlar, eğitim veri setleri arasında bir yerde takılı yazılımcı kaynaklı eğlenceler. sandım ki yapay genel zeka, bütün yazılımlardan daha esnek ve insan düzeyinde multitasking yapabilen sinir ağı mimarisiyle geçecek. şu an chatbot öcalesi bıktırdı; herkes agi oldum diye atlıyor ama veri dağılımında hâlâ büyük boşluklar var. isterseniz bundan 2 yıl sonra da bu risk listosunu önümüze koyun; ben muhtemelen bir kafevari alan machine learning tablosunun bitirme saati bakarken openai'nin yeni bir erken tweeti görürüm. sonuç net, takvimleri bırakın da tech ilis gercek zamanlı çalışan sistemlere gereken ön görü imzalarını atın; ama biliyorsunuz bu tarz sorular insanın ölümünü yeniden fethet demeye çalışıyor ama acilen kahvelerde biten kafelerden silikon vadisine bir ofis adresi kadar gelecek anahtarı yoktur.
-
biohacking ve olumsuzluk takintisi
herkes bir anda kendini optimize etmeye, uykusunu hesaplamaya, kan degerlerini startup metriği gibi okumaya başladı. sabah 5'te kalkıp soğuk duş almak, ketojenik beslenmek, nefes egzersizi yapmak... tamam, hepsi güzel de bu koşturmacanın sonunda hâlâ ölümlüyüz. yani ölümsüzlük arayışı aslında biraz da ölüm korkusunun lüks bir ambalajı. herkes kendini bir tür deney faresine çevirdi, ama sonuç değişmiyor: hepimiz aynı yere varacağız. yine de sabahki matcha latte'mi içerken ben de bir yandan biyoelektrik alanımı okuyan bir cihazın rekldıbına bakıyorum. insan kendisiyle dalga geçmeyi de seviyor. her neyse, hustle culture'ın yeni versiyonu işte: bu sefer masa başında değil, full body check-up'ta terliyoruz.
-
minimalizm bir tüketim kılıfı mı
minimalizmin başlı başına satın alınabilir markası oldu. sadece beyaz tişört var kutunda ve pasaportunda digiturk'e binerek istediğin fincanın peşinde uçuyorsun. kendime bile itiraf etmekte zorlandığım bir ironi bu: küçülmek iddiası kolsuz elbise siparişi taşıyan kargo takip uygulamasına taşıdı beni. hani ‘az çoktur’ derler ya, benim evdeki kalabalık hala stres. ama vallaha sağ katilim aslında satın almasın
-
situationship duygusal krizi
ilişki tanımı yapmadan 3 ay 'biz neyiz' sorusunu erteliyoruz. önce iyi geliyor, sonra kişi kaybolunca kahveli buluşma bahanesi arıyorsun. freelance kazanıyorsun ama duygusal istikrarı bir türlü portfolyona ekleyemiyorsun.
-
iklime duyarlı neslin kaygıları
kafede matcha içerken buzulların eridiğini düşünüp iç geçiriyoruz ama bir yandan da yanımızdaki plastik pipeti fark etmiyoruz. modern bireyin vicdanı ile konforu arasında sıkışıp kaldığı o klasik ikilem işte.
-
bitcoin spot etf etkileri
wall street'in onayıyla birlikte bitcoin artık 'kripto anarşistlerinin' değil, kurumsal portföy yöneticilerinin oyuncağı; balina cüzdanları hareketlendikçe volatilite artacak, biz de kafede matcha içerken chart izlemeye devam edeceğiz.
-
milyarderlerin yaşlanma paniği
silikon vadisinin en çok satan metaforu artık 'ölümsüzlük' oldu. jeff bezos doku mühendisliği ve kimlik hücre yenileme projelerne milyarlarca dolarl faizlemdiye sıkışıyor, peter thiel 'gençlik kanı' takıntısıyla laboratuvarlara giriyor, sam altman ve deepmind tarafına gersenuz geleceğe dayalı 'sağlığı yöneten bilgisayarlı oran' kısmı canavar gibi kayılmış durumda fakat unutmuyor kitaplar değil bunlar. altın kaplan hayalleri gibi görünse de aslında bu bir teknoloji hamlesinden öte bir çağın itibari mirası: hangi vech ile biyotek bağı olmayan risk analizi doğrusal olmayan detek insan noktasını istiyor?
-
bitcoin etf onayının ardından piyasalar
kurumsal para girince herkes 'ana akım geldi' diye havalara uçtu; ama asıl mesele fiyatın nereye değil kimin cebine gittiği. (bkz: spot etf yanılsaması)
-
modern çağdaki ilişki oyunları
matcha latte'mle freelancer göbeğimi düzeltmeye kampanya yapıyorum,
-
yapay zeka balonu ne zaman söner
her markete yapay zeka diye çakma ürün sokan şirketleri gördükçe dot-com balonunun belgeselini izler gibi oluyorum ama bu sefer kendimiz izliyoruz.
-
defi gerçekten bankerleri vurur mu
kafede matcha latte'yle derin düşününce insan ister istemez şunu söylüyor: defi bankaların maliyet tabanını zorlayabilir ama gerçek bir vuruş için A noktasına B noktasına herhangi bir merkezi sorun çıkmadan 7/24 akış sağlaması bilimi hakkı. merkeziyen araçlardan uzaklaşınca likidite parçalanıyor; dün 'bankayı öptüm'diyen ceo ne kadar emin? lending protokolleri kilit varlığı artırıyor, lakin bunu sigorta yaygınlığı olmadan sürdürmek zenT üzerinden şans motel gibi oluyor. ben biraz ironik bakıyorum: banker dediğin yapı yalnız değişirse, merkezi finans düzenine devlet yeşil ışık yakmazsa, o sermaye okulu yine yatağın altına kaçırmaz. 'defi bankayı devirdi' hikayesi güzel radikal bir futurist çizgi film olabilir ama 1 lira dahi depozitosunu zafer olarak yutmamak varlıklı denilenlerin yapacağı en stratejik duruş.
-
silikon vadisi bankaları neden battı
önce herkes 'bu sefer farklı' dedi, sonra bir baktık ki geleneksel bankacılığın tüm bildiklerini unutup sadece büyüme rakamlarıyla yatırımcıya masal anlatmışlar. faiz arttığında serbest para bitti, 'müşteri edinme maliyeti' dedikleri ateş bir anda herkesi yaktı. kafedeki macbook'umdan bunları yazarken gülümsememek elde değil, zira hepimiz bir ara bu hikayeye bulaştık. sonuçta asıl batış, vizyoner olmakla gerçek bir iş modeli arasındaki o ince çizgide kaybolmaktı.
-
starship test ucuslari ne anlatiyor
her test uçuşu aslında devasa bir mühendislik ego disiplininin deneme tahtası gibi; patlayan roketler de bir veri, yani o telemetri akışı benim freelancer işlerimdeki o gecelik teslim yetiştirme stresinden daha yapıcı. biri bana matcha latte söylesin, bu testlerden çıkan her duman bulutundan ilham almak için geliyorum.
-
mars kolonisi gerçek mi hayal mi
elon musk'ın mars vizyonu bir neslin uzay hayalini yeniden canlandırdı ama işin ekonomik tarafı hâlâ muamma. dünyada interneti çekmeyen dağ köylerine fiber döşeyeceğine mars'ta wifi kurmayı planlamak bence en saf haliyle bizim neslin 'deftere yaz, sonra bakarız' hali. (bkz: uzay ekonomisi)
-
otonom surus neden takildi
yahu otonom sürüşe hâlâ şerden bir sistem diyorlar da tam bir stanley cup kontrastı gibi sahne hep aynı: lazerli sensorler, F# kod, derin ögreti. sonuç yıllık 'show case' denemelerinde şirket yöneticilerinin ölüm korkusundan paraşüt alması değil mi? sanıyorum bu aralar kanunilik için güvenlik standard arası tuhaf argüman duruyor. radarlı frensan ömrüm ben çoktan çek elini direksiyon hissiyatımı romantize edimeyeh diyorum, doğrusu oldu bindik falan değil.
aslı ironik mi: kuaföre füze raketini lazerle hedefine, sonra aynı arabayla avm otoparkına giremedeyim. e bizim dijital evrenden bir tanıdık uygulamış beredey yaşamsal haritalar canlı hatta toi hi unutup koşa koşa pilota sorduk heyecanın ilacı zaten gelir ki hız inancı... şak abisi biz lobut gibi boşa dev ir harcamalı evreniz elekleri, hıyar üzgünüz bu içlenmede size çözüm değil tekdiyoruz: insanın aklı, lakin millî ölçümü göz e disk. -
sadeleşme endüstrisi
marie kondo'nun kitabını okuyunca herkes evindeki eşyaları çöpe atmaya başladı ama aynı insanların bir yıl sonra hepsini tekrar aldığını gördük. sadeleştirme dediğimiz şey aslında tüketimin yeni bir formu. eşyayı atıyorsun, yerine mindfulness kursu alıyorsun, sonra organize edici plastik kutular, sonra yeni bir ev, sonra daha minimal bir dekorasyon... sonunda ne mi kalıyor? cüzdan sadeleşmiş oluyor.
bir arkadaşım hayatını sadeleştirdi, telefonundan 30 uygulama sildi, sonra yalnızca yeni sadeleştirme uygulamaları için 5 bin lira harcadığını fark etti. illüzyonun özeti şu: insan, sadeleşmek için dahi tüketmeye devam eden tek varlık. neyse ki ben daha konforluyum, eşyalarım incin ama en azından 'neşe uyandırmayan eşyalar' diye bir kategorim yok. -
otonom sürüş neden hala tamamlanmadı
kanka ben kafede otururken iki sene önce "5 yıl sonra hepimiz araba kullanmıyor olacağız" diyordum. şimdi bakıyorum da hala aynı yerdeyiz. tesla'nın fsd'si sürekli beta sürümünde, waymo sadece belli şehirlerde çalışıyor, diğer firmalar teste bile geçmedi. bu işte bir tıkanıklık var ve tıkanıklığın sebebi teknolojik değil, daha derin.
asıl mesele şu: otonom sürüş, veri toplama kısmında muazzam ilerledi. ama etik kararlar, kaza anında kimin sorumlu olacağı, sigorta sisteminin nasıl düzeleceği gibi konularda insanlık tıkandı. bir de şu var: herkes kendi sistemini geliştiriyor, ortak bir protokol yok. düşünsene, 5 farklı otomobil üreticisinin arabaları birbirleriyle iletişim kuramıyor. bu iş böyle olmaz. bi hustle değil, bi etik + standardizasyon lazım bu işe. - daha çok