• bugün (173)
  1. boş ev ve minimalizm akımını takip eden abdal kafasına gerçekten saygı duymakla birlikte, bu işin bir startup fonlamasına dönüştüğünü bilmezden gelemeyiz. eşyanı eleyip attırsın diye bir danışmana klavyemi bağışlamak hiçbir nasdaq gündeminde karşılığı olmayan bir mali operasyon, ogünleri adam ve uzay yatak şirketi yapalım. (bkz: zorunlu tüketim mi)
  2. elindeki her şeyi atınca geriye sadece netflix aboneliği ve kredi kartı borcu kalıyor; mutluluk değil ama depolama ücreti sıfır.
  3. eşyaları topla, sonra evi de topla, işe yaramayan dertleri de. konmari ile boş ev mutluluk getiriyor deniyor ama grayling'in evi gerçekten boş olunca komşular tuhaf bakıyor.
  4. her şeyi attıktan sonra ortada kalan mutsuzlukla yüzleşmek, minimalist yaşamın reklamı yapılmayan son aşaması.
  5. bir zamanlar evini topladığı yetmiyormuş gibi şimdi bomboş odalarda yaşamayı öğütlüyor. bu kadar düzen manyağı olunca geriye sadece astral seyahat kalıyor. (bkz: konmari boşluk terapi)
  6. neşe getirmeyeni at at bitmiyor, en sonunda ev o kadar boşaldı ki artık neşe getiren bir şey bulamaz hale geliyorsun.
    aslında minimalizm dediğin şey, en pahalı bambu raflara koyacak hiçbir şeyin kalmaması durumu.
  7. marie kondo'nun bize öğrettiği 'sadeleşme', özünde üçüncü dünya insanının asla sahip olamayacağı lüksü marka haline getirmek. eşyalarını at, başkaları üretsin; huzuru bul, ama bir köşede eskiyen elektroniklerini unut. bu bir illüzyon, zira sadeleşme değil, aslında modern tüketim terapisinin başka bir versiyonu.

    asıl sadeleşme, zihinsel çöplüğü temizlemekten geçer. ama ne mümkün? herkes iq'su 150 olan zen budist rahibi gibi davranmaya çalışırken, bir taraftan da biriktirmenin verdiği sefaleti kutsuyoruz.