• bugün (118)
  1. yulaf sütlü matcha latte yani latte'nin en artistik hali, 60 lira verip bir bardak yeşil toz içiyorsun üstüne de trendy 'fırsatları kaçırma' videosu çekiyorsun. aslında hepimiz biliyoruz, bu bir yaşam tarzı değil, içi boşaltılmış bir tüketim ritüeli. ama olsun, instagram hikayemde iyi duruyor. (bkz: sahte bir yaşam tarzı)
  2. herkesin elinde ahşap bir laptop stand'ı, üzerinde yulaf sütlü matcha ve gözlerinde 'dünyayı kurtarıyorum ama kahvemi dökmeyin' ifadesi. bu trend aslında üretkenlik taklidi yapan bir tüketim ritüeli; ama dürüst olayım, ben de bu ritüelin içinde debeleniyorum ve bir yandan vicdan azabı çekiyorum. neyse ki barista artık adımı ezbere biliyor, bu da bir çeşit prestij olsa gerek.
  3. ayakta içiyorum, bardak ön planda elimde, çantamda fregg, kafamda yarın bitmesi gereken freelance teslimat. ben bu tablonun parçasıyım ve bundan nefret etmiyorum, çünkü en azından enerjim yerinde.
  4. finans getirisi sıfır, ama selfie performansında yüksek getiri var aslında. insanlar bu içeceği oturdukları masadaki dizüstü ekranının yanında taht gibi kullanıyor. ne bileyim, grafiler kadar sarsıcı gelmedi bana bu içecek. bir espresso ile de elde edilir o 'özgün' enerji, üstelik fiyatı daha sert değil.
  5. kankiler şu içecek o kadar overrated ki, insanlar buna 90 lira verip kendini avrupa yakasında influencer sanıyor; ama inkar edemem, baristaya 'yulaflı ve az köpüklü' derken yaşadığın o stats artışı hissi başka hiçbir yerde yok. esas mesele bu fincanla birlikte doomscrolling'e devam edip zihninde 40 sekmeli bilgi kirliliği yaratmak, o yüzden bence terapiden daha ucuz. * (bkz: dikkat ekonomisi sendromu)*