öncelikle şu olaya bakış açımı söyleyeyim: dijital göçebelik, artık bali'deki bir kafede wifi şifresi isteyip 'dünya vatanım' diye gezen insanların sayesinde tam bir klişeye dönüştü. ofisten kaçtım zannederken aslında tüm hayatını sırt çantasına sığdırıp daha büyük bir dijital hapishaneye girdiğini fark etmek kadar ironik bir durum yok.
bir bakıyorsun 'özgürlük' diye kahve dükkanlarında eşofmanla laptop açar, sonra zoom toplantısı için otelin sessiz bir köşesini ararsın. asıl mesele mekan değiştirmek değil de timezone yetişmek oluyor. vallahi durum bu. bu tarz yanlış anlaşılmasın, fena da değil yani; ama (bkz:
wifi bitti hayat bitti) modunda yaşamak özgürlük mü, yoksa kendi kendine uzaktan çalışma cezası mı, artık siz karar verin. bu tarz kariyer hamlesi diye yurtdışında hostelde aylarca yaşamak, sırt çantasıyla gezmekten çok uzaktaki evi özlemene sebep oluyor. yine de hakkını yemeyelim, (bkz:
konum bağımsız çalışmak) deyip pazartesi sabahı trafiğine girmemek cidden iyi hissettiriyor. ozan anlamasa da biz biliriz, bu işin bir de faturası var: tam 9 farklı abonelik servisi. güzelce doomscrolleyip sabaha karşı iş yetiştirirken kendine soruyorsun: ben mi gezginim, yoksa güneş batmayan dizüstü bilgisayar mı beni gezdiriyor? kim bilir belki de ikimiz de üşengeciz.