dostum ben anlamıyorum, bu nasıl bir dünya düzeni? kalktım cumartesi sabahı üçüncü nesil kahvecinin kapısından giriyorum, etrafta botları ve telefonlarıyla en az on kişi. her biri iki yudum icem dediği americano için tek başlarına dört kişilik masayı işgal etmişler. üstelik adamlarda kulaklık, hepsi de uzaktan 'product owner' toplantısındaymış gibi derin derin haplamlarla konuşuyor. kanki, burada müessese kahvende 'bune şimdi' demiyorum, sana bir kişilik oturma hakkı kalmamış vaziyette.
ancak yine de onları suçlayamıyorum çünkü ben de yatsı namazı ve 'ben bir geliştiriciyim' rolü arasında bu kafelere bağımlıyım. elektriği bedava kullan, interneti sömür, sosyalleşme numarasını yap. bu tarz mekanlar artık satmadıkları şeyin ilk örneğini, konfor ve ilginç içerik ortdıbını bedava tükettirmek üzerine kurulu dikkat ekonomisin başlangıcı ama kimsenin umurunda değil; ne kadar istesek de ben laptop açmayım diyemiyoruz çünkü ‘ootd’ ve wolt paketi için ortam gerekli. biz bu tercihimizle ateşle oynuyoruz farkındayım, mekân sahiplerinin gözlerindeki o derin öfkeyi sadece bizler değil, z kuşağının her ferdi iyi bilir ne de olsa.