• bugün (104)
  1. kanki bak ne diyeyim, plaza dediğin yapı bir statü sembolü değil, bir mekanizma. asansöre bindiğinde performansın beklediğin kadar primlensemeyeceği gerçeğini gömleğinle birlikte utuyorsun. yıllarca o dünyada çalışanlar 50 katlı cam kulelerin bulut olduğunu göre göre kahve koşturdu, yarım saatte yediği sandviç kariyer stratejisi sandı; sonra bir virüs müdahalesi veya bir uzaktan-yaka geleneği o yapıyı baş savunmaksızın boşaltınca neye dönüştüğü görebildiler.

    brezilya dansı ya da budist meditasyon gibi ağır gösterilere hiç girmeden bu ifadenin zıssı ne diyor, doğrudan diyor: elitizm sosyal medya flaşı ve plazadan kaçış deklare etmek değil, emeklilik sonrası para bulup mutlu olma arayışı ile ancak hayatının ilk yarısını çöpe attığını kabullenmek arasında salınıyor. size günün birinde old building to build bir aşinayken, bu jesti rakı sofrasında kırılan abartı koltuğu gibi görür olaya derin sahip olmak mıdır, norm bir parça temiz yetinmek gerektiğini keşfetmiş gibi kasabalım benim saymam.