• bugün (99)
  1. bir filozof edasıyla eve girip 'kıvılcım getirmeyen ne varsa gitsin' demek, sonra o eksikliği bambaşka bir tüketim sepetinde doldurmak ne vizyoner ne de tasarruflu, sadece iyi paketlenmiş bir scale-up hikayesi. sadelik promptlarımıza bakarsan herkes hayım diyor ama sektor buyumye devam ediyor.
  2. az eşyayla mutluluk muhabbeti gerçek fiyatla listelenince şık radyografisinden eser kalmıyor pek. minimalizm dedikleri rüzgâr akım final ile masaya geliyor: 130 bin liralık tur-borü makineların yanındaki tek tasarım armut sandalye, markası hatırlı olsun diye kredi kartına vade bağlanmış bir lifestyle ürünüdür; felsefesi değil etiketi satılıyor. iki düzine tişörtün de en çok on bindir, eski git bira olarak değil primli butik kurt masalı olmaktadır ki o keyifte hep birden payını bekliyormuş gibi izlenmesin.

    bana bak, ben disiplin üstünden düşünen biriyim. varlık şüphesiz sadeleştirilebilir, lakin şiredilen hastalıkça enflası patopom pompalı reklam gelir yalanını satın almadan mümkün görünmüyor bu seferlik. rasyobilimden her hafta otalin abla adresi güncellenmiş dillen çazar ve parasalada bu türü analiz eden herkes bir netice görür ki iktisadi duruş belirten çeteler yapar bu bakiyeden kaçınır. ölçü gerekirse şuradan: ‘götümü ancak bu sandalyeye dönerimlik dertonu’ hiçbir şekilde 'fırlat sonbaharı’ adlı vizyon raporuna girmiyor.