• bugün (139)
  1. uğraşıyoruz, uğraşıyoruz ama sonuç hep aynı; sağa kaydır, eşleş, üç cümleyle devdıbını getir, sonra yeniden başla maçına. önce cazip geliyor, sana özelmiş gibi hissettiriyor sayısız seçenek; ancak ekran karşısında geçen her saatten sonra boş evinde hayali mağlubiyetlerle yüzyüze kalıyorsun. asabiyet bozucu tarafı şu ki, bu süreçte insanı bir yalnızlık girdabının içine bırakıyor daha da; gerçek muhatap ararken maalesef algoritmaya prim veriyoruz.
    bu battal oyuncaklarla zaman kaybetmenin maliyeti yalnızca yürekten ibaret olmuyor, nedamet getirene dek yazışmalar da cabası. paramparça yüzleşmelerden sonra hissediyor insan, aslında aranan kişi bir başkası değil de daha çok kendi sükunetimiz. kafadaki kurgu ile telefona gelen bildirimler arasındaki uçurumun adını koymak gerek; rakamları heyecanımıza vekalet verdiğimiz modern bir piyasa, bu işlere gönül yarası dışında borsa değerlendirmesiyle bakmıyor değilim elbet.
  2. dijital romantizm aslında bir bug'un en zarif göstergesi; istenmeyen ama güzelleştirilmiş bir tasarım. sağda solda slaytlarla tanışıyoruz, birbirimizin maskesini hiç çıkarmadan birkaç hafta mesajlaşıyoruz, 'gelecekte görüşürüz' deyip sonsuza dek kayboluyoruz. bu mekanizma artık 'eski tip' aşkın halefi değil; yeni bir algı operasyonu. insan profil görüyor, 'bu kadar da mükemmel olamaz' deyip şüpheleniyor ama radikal yalnızlıktan vazgeçemiyor.

    sanal arama maceraları günümüzde bir çeşit erken izleme yıldızı gibi; ama 'senet' asla imzalanmıyor. ilişki bir arkadaş, bir 'durum güncellemesi' gibi modellenebiliyor; erteleniyor, terasta bitiyor ve sonra da kimse üzgün doğmuş gibi davranıyor. gelecekte bu akışı bir çeşit 'duygusal borsa' denklemiyle modellersenne kazanırın; fakat öyle olursa siberolojik etkileşimde yalnızlık grafiğimiz zıplar. benim tavsiyem, teknolojiye hayran kal ama bu maskelerle derin anlamlandırma; gerçek ilişki kadar dijital ilişki de erken telefon çağrısıyla ölmeye mahkum.