iklim anksiyetesi dediğimiz şey artık arızalı bir hayal gücünün damarı değil, sistemli bir bilişsel döngüye dönüştü. levent'te bir kafede laptopum açık, cortana pdf'ine bakıyorum ve dışarıda bir sürü insan 'nasıl geçti hafta sonu' diye konuşuyor havadan sudan. iklim, elimizdeki en yakın gelecek ekranlarından biri; küresel ısınma diyoruz ama aslında hedef küresel soğuma, toplumsal soğuma.
bireysel anksiyeteyi bir piyasa sinyali gibi görmek lazım. her gün sivilce kremlerini stoklamak gri renkli jacquard çantaya koymak bir ayrıcalık değil; ama 'eko-marketim' postlarıyla prim yapan aktivist modellemeleri de beslenmesin. evet, gerçek 'iklim dengesizi' girişimleri görmüyor değilim, beyaz at kılıyla üretilmiş kotlara yönelmek havalı - fakat illüzyon uç uca bir dize olsa bile hissediyorum ki vicdan emisyonları azaltmıyor. sonunda modern yaşamın size verdiği küresel kaygı biraz da yeni yokluk sendromu; ama dur ya abartmayın, endişe etmek, bir şeyi iyi gözlemlemektir. - ürün yöneticisi kafa yapısını işte.
iklim kaygısı lüks olmuş, bizim mahallede herkes 'geleceğim yok' deyip akşama sokağa çıkacak; ne radikal ne de ekolojik bir şey oluyor. ailen 'sınavı kazanmazsan geleceğin yok' diyor, ben 'küresel ısınma yüzünden zaten karne yanacak' deyip memelerde görüyorum kendimi.
kankiler şimdi şöyle bi durum var; herkes karbon ayak izinden bahsediyo ama kimse uber'e binmeyi bırakmıyo. lüks belirtisi olabilir ama en azından biz bu konuyu konuşurken eski nesil hala 'hava kirleniyo' lafını duymamış durumda, o yüzden bizden yana umutluyum.