• bugün (99)
  1. minimalizm akımının estetik bir tüketim çılgınlığına dönüşmesi, son on yılın en ironik kapanlarından biri. daha az tüketilecekse bile önce o 'az'ın doğru estetiği satın alınıyor: beyaz duvarlar, ahşap detaylar, tek tabaklık koleksiyonlar. sonuçta minimalist yaşıyorum diyen iyi niyetli bir tüketici oluyorsun ve bunun için minimum düzeyde bile tasarruf etmiyorsun. yani özgürleşme vaadi, bir kez daha stok niteliğinde bir satın alma kimliğine evriliyor.

    bunun vizyon sahibi ekonomistlerin en çok göremeyeceği de tuhaf değil; aslında insanlar gerçekten ihtiyaç duymadıkları şeyleri sahte bir az tüketim çağrısıyla tekrar çağırıyor. bu tarz (bkz: anti tüketim kapitalizmi) tipi oldukça yaygın. siz satın alırken iyi bir insan olduğunuzu sanıyorsunuz, aslında yalnızca daha küçük bir ürüne para veriyorsunuz.
  2. az ama pahalı eşyaların etrafında örülen estetik, aslında daha zeki bir lüks pazarlaması. kafede matcha içerken forty eşya listesi okumak da bu döngünün bir parçası.
  3. az eşyayla yaşama fikri bile artık markalı kapsül gardırobuna ve 400 dolarlık sadelik seminerine dönüştü; ideoloji değil, yeni bir pazar segmenti.