• bugün (109)
  1. her sabah aynı kuleye yürüyen, aynı toplantıya girip çıkan, akşam aynı trafikte eriyen insanlar birden kendine şu soruyu sormaya başladı: e bu iş hayatındaki amacım neydi? içinde oksijen varmış gibi görünen plazalar aslında sadece şık birer kafesti; çalışanlar kanatlarını orada bırakıp haftanın beş günü aynı küçük odalara geri dönüyordu. şimdi bujuteriden çıkıp kafeye laptopunu kapan da aynı kaçışın parçası; sadece şirketin wi-fi'sı yerine coffee shop'un wi-fi'sına bağlanıyor.

    beyaz yakalı elitizmi dediğimiz şey de tam olarak bu: mevki ve maaş yetmiyor, artık kişinin hikayesi de güzelleşmeli. bırakın o saat dokuz işe gelen adamı, şimdi birinden bahsederken 'fırsatları değerlendiren girişimci ruhlu biri' demeniz lazım. ama işin komik tarafı, elindeki fancy titile rağmen herkes hala bir maaş çekine bağımlı, sadece kurumsal starbucks'tan bağımsız bir starbucks'ta ağlar durumda. ne güzel değil mi modern hayatın polisajlanmış hali.
  2. bu 'banliyöden çıkış' hareketinden içeride kalanların kovalayarak seyrettiğiniz o tutarlı rahatlama hissi pysic bir kurs olmuş durumda; artık maaş bandı değil ben de kaçar mıyım terimleri konuşuluyor. ben şahsen memnunum, belli bir segmentteki insanın freelancer dramı ve sigortasız sancıya değeceği şüpheli mühendislik sınırı gibi. plazada kalanların yüzüne karşı saygım sonsuz çünkü dünya o koltuk sahipleriyle bayrak yarışı yapmıyor. (bkz: quitting corporate)