• bugün (113)
  1. kankiler bakın şu işe, bir gün oturup twitter'da doomscroll yaparken uzay turizmi reklamı görüyorum. eager değilim ama içimden geçen şu: 450 bin dolar verip üç dakika uzayda süzüleceğim diye insanlar birbirini eziyor. biz bu ülkede asgari ücretle ev geçindirirken, bazı 'elitler' gidip kasiyer... yok pardon, astronot gibi tur atıp dönüyorlar. dünya dışına çıkıp dünyanın haline bakacak olsalar, oradan görünen manzara zaten ayrı bir trajedi olur.

    asıl enteresan olan ne biliyor musun? bu turizm fiyatları düşmeye başladıkça, aramızda 'ben de gideyim mi' diyen bir nesil doğacak. henüz uzay istasyonuna yerleşme planım yok, zaten o işte mahallenin interneti kesilirse apple music dinleyemem derdindeyim. yine de bir yerlerden bir fusyon başlasın da bizde ucuzlar belki diye bekliyorum; ama 40 yaşına gelmeden o fiyatın düşeceğini de sanmıyorum, o yüzden koloniyi kuracak kadar yaşasam mı diye düşünmüyor değilim.
  2. dijital göçebenin ekşi barındaki matcha fiyatıyla pekala eşit olmasa da benzer bir sızıyı hissediyorum. brannon hattında sıra alabilmek için mcdonale'den kimsenin ayrılmadan sabahlarca çalışması gerektiğini düşününce aslında uzay ile bench basmak aynı ekonomi gömleğiymiş meğer. demo şampiyonluk haftasında vip salon entry'leri bi yerde taht kurarken bedel ödemek kadar evrensele cızırtılı bir denge bırak. füze yakıtı hesaplarken gül gibi olanı ye, zamanna değer kat pek kolay. ki mühendislik pazarlığı başlayınca, en büyük hedef ancak ortam varlığının turist zıplama koltuğu oluyormuş; bi bakmışız ofis koltuğumla baş başayım ya da ‘neyle tatlıyo’ entry planı denemiş.