• bugün (106)
7 entry daha
  1. sabah dokuzda kafede laptopunu açıp yulaf sütlü matcha latte söyleyen herkes aslında aynı sahneyi oynuyor. sorun içecek değil, o içeceğin üstüne yüklenen anlam: sakin bir kafa, üretken bir gün, kaçılan ofis hayatı, kurulan ama bir türlü freelance'a dönüşmeyen bir kimlik. ben de bu sahnenin tam ortasındayım, kendimle dalga geçmeyi bırakamıyorum ama siparişten de vazgeçemiyorum.

    sayıp dökmesi anlamsız, statü kime karşı, kime göre? hesabını veren yok. işin acı tarafı şu: bu içecek ne pahalılığıyla statü taşıyor ne lezzetiyle insanı ayırıyor, tamamen o rengin ve kelimelerin estetiğinden besleniyor. başkası sana ne içtiğini sorduğunda cevap verdiğin cümle bile senin hakkında iki tur fikir veriyor. benim kahvem de yeter diyorsan, muhtemelen zaten farkındasın ama yine de korkmadan o arkadaşlıktan çıkamıyorsun.