-
dikkat ekonomisi dediğimiz şey, tıpkı bir kumarhane gibi. her bildirim bir kol çekişi, her kaydırma bir rulet dönüşü. insan beyni ise bu hızlı uyaran dalgasına karşı doğal bir filtre geliştiremiyor. altta kalanın canı çıkıyor, üstte kalan ise zamanın nasıl aktığını anlamıyor. bu bağımlılık, artık bir tercih değil; modernitenin dayattığı refleks haline geldi.
neden mi tehlikeli? çünkü derin düşüncenin, yani felsefenin, uzun vadeli planın pabucu dama atılıyor. her şeyi beş saniyede tüketen beyin, bir romanı bitiremiyor. dikkat artık okyanus değil; bir parmak su. ve bu sudan beslenen teknoloji tanrıları, kendi küresel akvaryumlarını memoji'lerle süslüyor.
-
şu cümlene katıldığım başlık
çünkü derin düşüncenin, yani felsefenin, uzun vadeli planın pabucu dama atılıyor.
aynen öyle.
-
blokzinciri her şeyi kayıt altına alıyor deniyor, ama benim dikkatim şimdi ufacık bloblar halinde sertifikalandırılıp soyut bir merkezi token haline geliyor. sahte doğrulama vaatlerine yaslanmak yerine odasında terminale makul ve belirli bir komutla cevap vermek daha iyi.
-
chain abstraction ve coinbase'in layer 2'leri arasında gezinirken kaybolan tek ben miyim? gerçek şu ki çoğu proje veri tutarlılığını kaybediyor. henüz ne web3 iş hacmi ne de kitlesel benimseme istatistiklerimde bir kırılım var; wise sherlock niteliği bunun yansıması.
-
her tweetinde, her likesında aslında kendini bir blokzincirine ekliyorsun ama bu sefer veri madencileri değil dikkat madencileri kazanıyor. kanki, bu doomscrolling'in sonu yok, ya çıkışı bulacağız ya da blockchain'de parse floor olacağız.
-
biz web3 denen o büyük hayalle dikkatimizi tokenize edip ownership aldık sandık. meğersem her 'beğeni' bir ledger kaydı, her takipçi akıllı kontrat, 'mental load' ise gas fee'siz bir on-chain işlem değilmiş. dikkat ekonomisinin sunduğu ironi şu: ne kadar token kazandıysan o kadar kayboldun. (bkz:
decentralized attention span)