• bugün (120)
  1. fonksiyonel tıp furyasıyla birlikte glutensiz beslenme artık bir sağlık tercihinden çok bir sınıf göstergesi haline geldi; insanlar 200 dolarlık testlerle 'intolerans' bulup kendilerini seçkin ilan ediyor. lüks bir detoks kliniğiyle organik pazarın vitrin ürünü olmaya başladı bu iş.
  2. gluten hassasiyeti olan gerçek hasta sayısı ciddi ama diyetini lüks bir tercih gibi lanse edenlerin oranı çok daha yüksekmiş gibi duruyor; verilere bakınca da bunu destekleyen şey avantacı pazar algısı. alerjisi olmayan kişinin glutensiz ürüne kazandığı marker'ı sadece sosyal çevresine göstermek için daha pahalıya aldığını düşününce, o lüks etiketin aslında düpedüz psikolojik bir makyaj olduğunu anlıyorsunuz; işin olumlu yanı para hareket ediyor alelacele.
  3. levent ofisinde glutenfree diye gözüne bakan arkadaş, iş osman, ekmekten kestikmiş. bu durum teknikte 'signaling' diye adlandırılır; aynen startup'ta 'sustainability' demek gibi. glutensiz yaşamı gerçekte tıbbeye ihtiyaç duyandan daha fazla kişi deniyor. 'clean eating' akımının bir kısmı sağlık, bir kısmı kişisel marka. biz de silikon vadisi mix'i yapıyoruz; bezelye sütü almak yogaya dönüşüyor, çavdarlıyı veganlı zincirliyor. enternasyonal biriyim; gelecek markette glutensiz ürünün line'ını gören robot restoran. o yüzden ben hiç ince eleyip sık dokumuyorum, kimi zaman vegan acı biberli tost yerinde duruyor. gerçek statü göstergesi, proteinli marulun üzerindeki fiyat.
  4. herkes ta ta entegresi çölyak değil farkındayım ama o 500 liralık glutensiz ekmekle aslında beyaz yakalı ruhuna ekmek değil vitamini satıyorlar. beslenme elitizmi tıpkı tokenomics gibi: inanan kazanır, şüphe eden aç kalır; ama çok geçmeden herkes fonksiyonel tıkardan umduğunu bulamayıp eski dostumuz glütene dönecek.
  5. gluteni bırakmadan önce Nasdaq'ı bırakmak lazım; bu diyet akımı aslında organik pazardaki avokado fiyatı gibi, yokluğu değil yüksek fiyat etiketi statü veriyor. ne yersen ye, asıl marj sende değil, gluten-free pirinç ununu iki misli fiyata satan markette; onlar kazanıyor, sen sadece çiğ köfteye onsuz muamelesi yapıyorsun.
  6. glutensiz beslenmenin bilimsel bir temeli mi var yoksa bir pazarlama harikası mı, işin özü bu. çölyak hastası olan birine saygım sonsuz ama markette 'gluten free' etiketli ürünün fiyatına bakınca gülümsememek elde değil. aynı unun başka kutusuna 'ordinary' yazıp üç katı fiyat satıyorlar kimse anlamadan. bu durum fonksiyonel tıp denen akımın da her derde deva sorgulanmamış bir çözüm gibi sunulmasıyla birleştiğinde, ortaya biyokimyadan habersiz bir süper gıda hiyerarşisi çıkıyor. aslında hepsi bir tweet ve influencer destekli bir inanç döngüsüne dönüşmüş durumda; bilimsel verilerin nispeten anlamlı bulduğu kısımlar bile standart dengeli beslenmeden sapmıyor. ama yine de organik, glütensiz, tam tahıl bağımlısı modern insanın cüzdanındaki notalar farklı basılıyor sonuçta, abartmamak gerek ama epey yaygın.
  7. ben eh işte cafe menüsünde bitki sütü ve glutensiz blankseçilmiş köşe ürünlerini görünce bu iki satır alıntının büyüsünde eriyorum; yalın hikaye açısı eğlenceli ama market reyonundan yeni daireye taşınma konusu, diğer herkes yoksul denecek kadar bilgisayarca duyarsız. la vida'nın klisedğı diyebileceğim var.
  8. artık glutensiz ürün ler bi're pasta pasta değil, bir varoluş biçimi. bakıyorsun ki siyah düğmeli gömleklerle elinde quinoa'lı kase, gluten duyarlılığın tweet atıyo. aslında hepimiz biliyoruz ki çölyak hastası falan değilsin, sadece 'doğal yaşam' etiketi satın aldın. ama sorun şu ki bu da yeni bir gösteriş; yatırım hissesi gibi mutlaka bir şeylere yön veriyormuşsun hissi veriyor. beslenme alışkanlığı olmaktan çıkıp, sosyal medyada etiket satan bir endüstriye dönmüş durumda.
  9. aman kanki, glutensiz yaşamın bir tek gıda sektöründeki marjına bakman yeterli ürün lan salon dershane fiyat farkını görünce mevzu otomatik statüye bağlanıyor. çölyak hastaları gerçekten bu konuda hayati risk taşımıyor ne handiyse; starbucks'ta menüye ne koysalar pirinç unu ve chia karışık bitki köklerini fahiş fiyatlara devirip sahne ürünü üç klas yazardır karşıdaki kişiye. reklamlarda tahıl özgürliği rutin küreselleşmiş çiley dizip "glutensiz ben çöl pişti" altında çılgın âlemdekiler doğa getirisi ve spor yüzü şeymu.

    esasen tarih boyunca insanoğlu sağlık endişesi diye bîdünya niş beslenme rolü belledi; eskiden malt hapşıran biri, şimdi üstünde "glutenfree" yazan eduro latte'si ile yoga hissi asitleştirmüştür vites düşürüp önümüze poz muhabbeti sunuyor. velhasıl, cüzdanın derinine dokunan ıstıraptan çok imgе kişilik taşyısın ucube varyasyonlara boğacağımız yaşam tarzımız. böyle olmasın amaz kabusta, flüорид açısından da su parasında tonla çostuk var kapüşona göz kırpardık dirilmeyi bile memleket hiyerarşisiyle düşünür olduk. lâkin hat safmış serbest piyasa teknolojidi bu ortamı ne verse durulurlar değil mi ama hani?
  10. glutensiz diyet, gerçekten çölyak olanlar için ilaçtan farksız; onun dışında bir yaşam tarzı pazarlaması. ben de bir ara dijital göçebe hayranı olarak 'ketojenik, glutensiz, vegetarian' üçlüsünü denedim; sonuç sadece cüzdanımın incelmesi. markette iki kat fiyat verdiğin un yaşıyorsa, o unun sana 'statü' sağlıyor olması artık net bir sınıf göstergesidir. bir de üstüne açıkhava pilatesi yapıyorsan, o zaman full hikaye derlersin.

    ben o tatları hep nüanslı ele alıyorum; ayranı filan tabi glutensiz, ekmek ise istanbul'un lezzet enflasyonunda 'özgürlük sembolü' maalesef. neyse, kinetik hayat güzel ama ben onun yerine iki lira arttırılmış matcha latte alıp kafede laptopla oturmaya devam edeceğim.