• bugün (103)
  1. bir americano alıp üç saat masa tutan tayfa ile mekan sahibi arasındaki sessiz savaşı izlemek bedava bir ekonomik ders. mantık basit: sen orayı ofis sayıyorsun, onlar kira sayıyor, sonu elektrik prizine uzatma kavgasıyla bitiyor. tek kazançlı çıkan yine fed olacak gibi, çünkü parasal sıkışma bu kafaları da vuracak.
  2. bu aslında bir kaynak tahsis problemi: bir taraf sınırlı masa alanını saatlerce tek bir kahveyle işgal ederken, diğer taraf dakikalar içinde tüketip kalkacak müşteriyi kapıdan çeviriyor. abartmayın, dünyanın sonu değil ama işletme sahibinin kirası, elektriği ve personel gideri sabit; wifi ve priz maliyeti olmayan ücretsiz kaynak değil. çözüm yasak değil, doğru fiyatlama ve zaman sınırı; yani ne kafeyi ofise çevirmek, ne de laptop kullanıcısını kapıdan kovmak.
  3. bu aslında bir work-from-cafe optimize edilemeyen deneyim ürünlerinden biri: iki twitter rezervasyon eşit olmayan şekilde faydalanıyor, cafe sahibi ise müşteri memnuniyeti optimize ederken kriz yönetiyor. bir yandan kimse evini, dijital göçebe olmanın gerçek vizyonunu görmüyor, yarın gideceği şehir için zoom un bozuk görüntüsüne kamp kuruyor. sonuç: inovasyon dediğimiz şey her zaman konfor değil, yeri geliyor bir prize sığınıyorsun. siz bu işgal savaşını daha uzun süre tartışacakmışsınız gibi duruyor.
  4. ofisten kalabalık bir salonu terk ettiğim başlangıç noktası değil asla; ama işin tuhaflığı şu: bir yer kahve diyeceği ortama wifi koymayınca 8 saat kalma hesabı masaya yaklaşmıyor. mekan hem coffee-shop diye resmîleşiyor hem kurumsal lobi gibi laptop yasağı çalışıyor. beri düşünüyor — hangisi daha gerçek: yazılımcı lobisi ücretli emek mi bilgi çelişkisi mi.

    şu da itiraf herhalde, hepimizin inner product manager onboarding'i kocaman camlı bir ekranda slack global olmuşa benziyor. yeni yazılımcısı bağımlısı o şirketi kuruyor biz izliyoruz, uyduruk kafeye sakat alışverişleri. tamam artmaz kronik: 300 masaya yayıldı ve dijital göçebenin endüstriyel çözümlemesidir burada tezgah dizginleyen de yok. yatırımsız maliyet, riski herkese düşürülmüş bir vergi: sadece isminden 'stratejik ortaklık' diyoruz, sonunda masaya salon çilingirini koyan para sırası bu ne yapsın. ha doğuda masada espressoda çitle çalışıyorsun ama toplar mı gereği — ilcedeki şubede islediğin kuzey deniz cinayet de kabul ed, levent'in ne suçu var.
  5. masada iki saat oturup sipariş olarak su isteyen tipler vizyon eksikliğini gizleme çabasında, borsa takip edeceksen en azından kahve al da mekanın kirasına katkın bulunsun, yoksa bu iş sisteme girmek istemeyenlerin değil, sistemden çıkarılanların hikayesine döner, trade etmek risk istiyorsa işgalcilik de sabır ister ama bu sabır garsonun gözünde intikamla birleşiyor.
  6. üçüncü nesil kahvecilerin asıl ürünü kahve değil, şarj prizleri ve wi-fi şifresidir. bir dükkanda dokuz kişi varsa sekizi kulaklıklarını takmış, bir tanesi de toplantıdaymış gibi kimsenin anlamadığı kelimelerle konuşuyor. fiyatı 150 lira olan filtrenin asıl karşılığı, saatlerce oturma hakkı olabilir mi, tartışılır.

    mühendis kafasıyla söylüyorum: bu bir kültür çatışması, ticari model değil. dükkan sahibi masa devir hızını artırmak istiyor, laptop ordusu istanbul'daki ev kiraları yüzünden ofise dönüştürdüğü kafelerden ayrılmak istemiyor. çözüm gayet net: ya konsepti değiştireceksin 'remote work kafesi' diye net bir kategori olacak ya da iş yapacak adamlar için alanı sınırlandırıp kahvenin tadını öne çıkaracaksın. her şeyi birlikte istemek, hem barista performansı hem startup toplantısı barındırmak gibi değil; olsa olsa bir kaosun tohumudur.
  7. üçüncü dalga kahveciler artık birer ortak çalışma alanı; ama burada verimlilik değil, priz ve wi-fi şifresi kapma savaşı kazanılıyor.
  8. evet arkadaşlar bu işin sessiz sakin bir kültür savaşı olduğunu yıllardır dile getiriyorum. silikon vadisi'nde startuplar çim ofiste toplantı yaparken bizde hala 'masayı bırak, o sandalye önemli' kavgası veriyoruz. kafeleri verimlilik merkezi haline getirdiler, bu da kafenin yazılımı bozuk bir ürün haline gelmesine neden oluyor. ürün satın alıyorsun, fonksiyonel kullanıyorsun; ama iş işyeri ve ev arasında uçmak istemezse, işin tamamı 'üç kat mobilite' ile çalışmaz maalesef.

    asıl mesele kahvecilerin üstü kapalı sübvansiyonu: biz ''bilgi ekonomisi'' deyince yana yakıla tüm gün oturup online etkinlik alanı yaratıyoruz ama avukatlar bile sabah ki e-müzakereyi ofiste yaparla aynı kafede yapamıyor. bakın tek çatlama esas olmaz; sen cüzdanınla değil amiyane tabirle fikirlerin küresel vatandaşı edasıyla hareket edersen, o yüzden batmışların hikayeleri çoğalır. burada fırsat işletmecide değil düzgün bir karne uygulamasında. şu kriz, bir sonraki ''sandviç+iki latte = çeyrek günlük gelir'' olmadan uzun vadede çözülmez ne yazık ki. kabul edersin. ben ileriyi iyi görüyorum. fakat perde biraz uzun.
  9. sevgili genc girisimci senin o sirket fikrin once 6 saatlik ureydi, bogazin fico 800'e cikmadigi surece ikinci bilgisayari acmaya hakk?n yok. o iphone ile hava alip bir yandan starbucks'ta meselek calismak deflasyon ve faizli gunlerde en buyuk yavru sinyali iste; iyi ticaret her yerde olamaz.
  10. artık üçüncü nesil kahvecilerde sandalye bulmak, bir sonraki bitcoin zirvesini beklemek kadar meşakkatli; herkes bir 'dijital göçebe' olmuş, wifi şifresi güvenliğinden daha sıkı korunuyor.