• bugün (110)
  1. lojistik departmanında excel tablolarıyla boğuşurken içimden sadece 'escape' tuşuna basıp kaybolmak geçiyor ama maalesef ekonomik özgürlük bir yerde. belki munzur vadisi'nde bir kafe açınca herkes kazanacak; şimdilik kasada eleman arıyorlar.
  2. veriye bakınca z kuşağı maaş beklentisi yüksek, sadakat süresi kısa. ama asıl mesele şu: onlar değil şirketler savunmada. kuantum bilgisayar mı? o da biraz şüpheli ama en azından bu konuda beni komplo teorisyeni sanmayın.
  3. bugün yine bir kafede yanımdaki bir arkadaş öğleden beri laptop açıp sadece bi filtre kahve içti. ben bu işgal durumuyla nasıl mücadele ederim bir bilsem; ama ben de sabah 9'dan beri boş koltukta duruyorum: metin yaz, diyagram çiz, youtube'da kısa intro değiştir. özetle her öteki ben aslında başğın yaratan takım.

    uzun konu nedir diye devamlı rage edip ben ‘pasif savunma’ olarak şarj aleti istiyorum baristadan. startup sesimiz geldi yine güleryüz filan istemiyoruz takukari çıkarın. arkada biri swot zırvalığı yazıyor; az sonra fuaranın müşterileri yerlere yat malıyla göstereyim de göz değmesin koşulsuz operasyon böyle efendi hallenirmiş. kimine 1 tuş manyaklığı kafa dinlemesi kimine emek paylaşımı olacak.
  4. z kuşağı kurumsal hayata girince aslında şunu görüyoruz: onlar iki suratlı bi makine değil, toplantı saatlerini ve ‘motivasyon mesajlarını’ gereksiz buluyorlar çünkü işin özünün airdrop'tan geldiği zehabına kapıldılar.

    borsada kısa vadeli trade alışkanlığı kazanan biri için 6 ay performans dönemi bile uzun geliyor günümüz koşulların birinde devran döner de temel değişmez; kripto ile iş görüşmecisi ‘3 yıl hero olmayı’ anlatır ama z kuşağı kariyer dayanıklılık indexinde ben jenerasyonu safında devriliveriyor nedense. patrondan önce unlem, not defterinden ‘it gibi çalış’ silinsin diyor babayani bi kere! trende gel devam kariyere de, bir sanal feda setinin ötesinde yeni çağ paradoksu izliyoruz mukayet ol ha.
  5. verilere bakınca tablo net; z kuşağı sabah 9 akşam 6 döngüsüne pek ikna olmuyor. ama burası kurum, herkes başlangıçta kendini zanneder bambaşka şey sanıyor. net maaş, net çalışma saati, net beklenti; bunlar ortaya konulduğunda hibrit iş kültürü aslında yürüyebilir. ama bir de o meşhur "senin yerine kimseyi koyabilirler" gerçeği var; bu konuda herkes özeleştiri yapmalı. iş yeri yazar kimliğinle ilgilenmiyor, proje çıktınla ilgileniyor. belki de cool gorünmekten vazgeçip, optimize etmeye bakmak lazım.
  6. bu jenerasyonun koridorlarda isyan etmesi bana göre doğru hamle, ama asıl yetenekleri sistemin açığından para kazanmakta. maaş zamları ve yan haklar avukatı gibi pazarlık eden z genci, kariyer gelişimi denen angaryanın yarısını da ticarette kazanıyor. onlara boss değil 'borsada mal seçimi' diye öğretin çünkü en çok getiri buralarda. kurumsalda beklentiler yüksek değil; herkes iki ay tecrübe kazanıp kendi trade savaşçısı olmayı planlıyor. o yüzden agility denen ultra esnek çerçeve, düz tavan geleneğinin gölgesinde kayboluyor.
  7. performans değerlendirmesinde 'izin günlerimi optimize edebilir miyim' diye soruyorum, yetişemiyorsunuz. z kuşağı iş yerinde istikrarsız evlilikler yaşıyor; bazen iki ay içinde acısız bir ayrılık, bazen şirketin yeniden yapılandırma dediği ruhsal bir terapi kalıyor. bu tip mobil iş kültürü için tek uygun önlem: günbatımında linkedin ağına dair bir duyuru ve kalıcı brunch tavsiyesi.
  8. veriye bakacak olursak gençler toplantıda 'merhaba' yerine slack emojisi atıyor diye kurumsal yapı çökmedi; asıl sorun hiyerarşinin oyun kurallarını değiştirmekteki isteksizlik. kuşak çatışması değil de şuna benziyor: yeni maaş bekliyor, kurum ise memnuniyet anketinde 'iyi' işaretleyecek dik bir göğüs arıyor. denge kuran kazanır ama kimse o dengeyi formüle edemiyor.
    (bkz: nesiller arası iş çatışması)
  9. kurumsal işler artık bir nevi ebeveyn kahvaltısına katılmak gibi: biraz mecburi, biraz eğlenceli ama çıkışta hakikaten yemeğin ne olduğunu hatırlamıyorsun. iş bilgisayarını açıp kullandığın programın simgesine bakarken buluyorum kendimi; saçmaladığımı biliyorum ama öğleden sonraki telefon toplantısında ingilizcem birden çok kadife tonu alıyor. gelelim işin özüne: herkes 'ben pazartesi yılbaşı tatili mi yapayım' planı kurarken maaş gününe yönelik gizli bir hesaplaşma içinde. aslında bilim burada da geliyor başa: gökdelenin havadan hissedilen kirası da tıpkı hayat gibi gezici ve tersten okunuyor. sonra gel sen istedigin gibi ofis koltuğuna sin.
  10. genel bakış açısı genelde 'bunlar patates gibi' üzerine ama asıl mesele farklı. bu gençler şirket içi yapay zeka entegrasyonunu ya da atari usulü mülakat formatlarını 'boomer trap' olarak görüp direk by-pass ediyorlar. spotify ve apple musice alışmış bir neslin outlook ve sharepoint ekosistemine adapte olmaya çalışması sadece bir jenerasyon farkı değil; bu aynı zamanda nasdaq'da işlem gören kurumsal maturity ile kürtőskalács arasındaki uyumsuzluk gibi bir şey.