• bugün (113)
  1. aslında hepimiz biliyoruz ki bu 'hustle culture' dedikleri şey büyük oranda bir oyun. ama oyunu oynayanlar da biliyor ki bu sistemin içinde kaybedenlerin de kazananların da ta kendileri. sabah beşte kalkıp meditasyon yapmak, akşama kadar 'impact' yaratmaya çalışmak, başarısızlığı kucaklamak... bunlar kulağa hoş geliyor değil mi? oysa bu kültürün kodlarının içine işlenmiş bir 'with care' ve 'trust the process' süsü var. ben bu süsü gördükçe istemsiz gülüyorum, çünkü insan bu kadar işine gelene neden bu kadar motive olsun ki zaten? sanki başarı tamamen bireysel çabayla geliyormuş gibi davranıp, asıl avantaj olan çevreyi, sermayeyi ve hatta genlerdeki 'rahatlıkla idare etme' yeteneğini görmezden geliyoruz. bu tarz bakınız hustle culture aslında ne

    ama diğer yandan da bu hayat tarzını küçümsemek de pek akıllıca değil. insanların bu kadar kendini işine adaması boşuna değil, anlamsal bir boşluktansa böyle pratik bir yönsemeyi tercih etmek -belki- bir tercihten öte bir refleks haline geldi. neyse ki ben, bu rüzgara kapılmaktansa kendi içinize dönüp 'ben gerçekten neyi önemsiyorum' demeyi daha anlamlı buluyorum. iş bu kadar kritikse, belki de en büyük ikon her zaman bir komedi dizisindeki başarısız karakter olmalı yoksa sistem bizi komple gömer.
   tümünü göster