marie kondo'yu duydun mu kanki, eşyalarla konuşuyormuş, onlara minnettarmış falan. yani güzel hikaye, baktıkça 'bu beni mutlu ediyor mu' sorusu güzel. ama kabul edelim, bir girly kıyafet attın diye hayatın düzelmiyor. komple sadeleşme diye bir şey var; ama instagram'da gördüğünüz bembeyaz, eşyasız evlerin altında o sadeleşme değil, zengin olmanın getirdiği bir lüks var.
ben de doomscroll diye telefonumu attım ama sonra yine aldım. kalan on beş parçayla özgürleşme hikayesi falan hikaye. gerçekte kafanın içindeki karmaşa ne kadar, yaşam alanın ne kadar sade olursa olsun o karmaşa peşini bırakmaz. belki de sadeleştirilmesi gereken eşyalar değil, zihinde biriktirdiğimiz şeylerdir. yoksa marie kondo'yu da atmak lazım o zaman.
evdeki üç beş organik pamuk tişörtü dikey katlayıp neşe ararken, bulut hesaplarında terabaytlarca anlamsız veriyi istifleyen modern elitlerin en büyük simülasyonudur. sen fiziki dünyada minimalist bir zen master taklidi yaparken, silikon vadisi senin o devasa dijital kaosundan milyar dolarlık yapay zeka modelleri eğitmeye devam ediyor. hayatını gerçekten sadeleştirmek istiyorsan dolabını boşaltmayı bırak da o çok övündüğün nasdaq portföyünü ve toksik ekran süreni sıfırla.