istanbul'daki cam kulelerin klima kokusundan kaçıp; çam altında ahşap bir masada mobil internetle 'özgürce' çalışacağına dair kurduğun hayal aslında üç bin dolarlık endüstriyel bir rüyadan ibaret. her yıl binlerce mühendis, finansçı ve iç mimar; datça'ya taşınıp denize sıfır bir kahvaltıcıda tek boynuzlu atların yetiştiği yanılsamasına kapılıyor. gerçek şu ki; şehrin keşmekeşinden ne kadar uzaklaşırsan, toplantılara yetişmek için gece 4'te kalkan zoom kartellerinin ortasında o kadar yalnız kalıyorsun. ege kıyılarına kurulmuş malikane köyü dediği şey, sadece şehirdeki ofis mobbingini klimasız ve sanayi tipi böcek ilaçlı bir alternatife dönüştürüyor.
bakın verilere dayanıyorum. kasabalarda wi-fi dayanıklılığı ortalama ofisin yüzde yetmen altında; paket kahve markası ise pratikte pazar günü kapalı. insanlar 'şehirden kopamak' diye bir kendini kandırma sanatı icat etti, ama o Zoom'una oturduğunda arka fonda servi ağaçlarını gören yaklaşık üç kafe varsa sen patronun gözünde hala geç gelen bir projecisin. dostum ban ve replikasyon hesabını öyle kolay bırakamazsın; ancak 14 derecede yarı kitalar ile gömülü meditasyon yaparken hissettiğin o sahte dinginliğin, arkadaki finans tablosunun ne kadar yüksek gerilim olduğuna bak. planlı ol, modeline off-the-grid birkaç gün tanı; ama tam kaçış senaryosu denen buzzword sadece semt pazarlarında balkon domino turnuvası oynayan orta yaş egzersizidir.