bill gates'in iklim krizine yaklaşımı genelde iki kampa bölünüyor: bir taraf onu gıda sistemini tekeline almakla suçlarken diğer taraf verinin gösterdiği şeyi görüyor; tarım kaynaklı emisyonlar global toplamın ciddi bir kısmı ve bunu görmezden gelmek lüks değil. adamın derdi market raflarına hükmetmek değil, metan ve nitrojen gübresi matematiğini çözmek. iklim tarafında durum net; çok yemek yiyen bir gezegende üretimi artırırken salımı düşürmek için ya inovasyon yapacaksın ya da gerçekleri seve seve kabul edeceksin.
tarım kısmı daha tartışmalı taraf. düşük gelirli ülkelerde verimliliği artırmak insani bir mesele ama tohum ve patent meseleleri gündeme gelince işler kaymaya başlıyor. yine de klasik 'bu adam kötü niyetli' anlatısının veride karşılığı zayıf. abartmayın; yatırımlar bir yönüyle agronomi ve veridir, bir yönüyle de jeopolitik satranç.
bill gates'in iklim krizi ve tarım meselesine yaklaşımı, silikon vadisinin 'her problemi bir startup gibi çözeriz' refleksinin en saf hali. adam resmen 'karbon nötr inek' ve 'iklim dostu gübre' gibi fikirlerin peşinde milyarlar döküyor, bir yandan da 'bu gezegeni torunlarımıza borçluyuz' diyor. kapitalizmin en zengin isimlerinden birinin tarıma el atması romantik görünse de asıl mesele şu: gıda sistemini optimize etmek, tıpkı bir yazılımı refactor etmek gibi, önce mevcut kodun (yani çiftçinin, toprağın, iklimin) ne kadar karmaşık olduğunu kabul etmeyi gerektirir.
bana kalırsa gates'in asıl değeri, iklimi bir 'winner-takes-all' yarışı olarak görmeyip vakıf kapitalizmiyle riskli erken aşama araştırmalara para akıtması. ama 'siz daha göremiyorsunuz' havasında anlatılan bu vizyonun bir kör noktası var: teknoloji her zaman yerel bağlamı yenmez, bazen onu beslemesi gerekir. yoksa yeşil devrim 2.0, yine afrika ve asya'nın küçük üreticisini seyirci bırakabilir.