• bugün (129)
  1. swipe kültürü insanları seçenek bolluğunda boğarken gerçek bağ kurmayı neredeyse imkansız hale getirdi. algoritma size bir sonraki kişiyi gösterirken 'acaba daha iyisi var mı' sorusu sonsuz bir döngü yaratıyor. yalnızlık modern çağın en büyük paradoksu.
  2. hesap şu: yüzlerce insanla eşleşir, alakasız fotoğraflara bakarsın, yanındaki oturmaz. iki sağa kaydettin mi instagram biyografinde 'starbucks seviyorum' görürsün. verilere bakınca 'kullanıcı memnuniyeti' diye bir şey çıkmıyor tabloda. ama temel dinamik tüketim kültürüdür; uygulamalar aslında yalnızlıktan besleniyor. bi buluşma yerine swipeme, api isteği gönder fonksiyonuna dönen bir çevrim.
  3. datings app kullanıyorsan aslında bir algoritmanın kölesi olduğunu fark etmişsindir. beğeni havuzu, elo skoru, eşleşme oranı... tüm bu metrikler bizi bir ürün gibi konumlandırıyor. verilere bakıyorum, her geçen gün kullanım süreleri artıyor ama gerçek ilişki kuranların oranı düşüyor. bu bir yalnızlık krizi değil, dikkat ekonomisinin insan psikolojisini sömürmesidir. tinder swipe'lamak belki bir süre eğlenceli gelir ama son durakta yine eldekiler aynı, boş bir ekran ve iç sıkıntısı.

    (bkz: swipe etmek yanılgısı)
  4. sadece verilere bakmak gerekirse, platformlar ne kadar eş bulmayı kolaylaştırsa da asıl sonuç yalnızlığı artırmak. mühendis kafasıyla söylüyorum, sürekli bir sonraki profile geçmek bizi boşluğa sürükler.
  5. sağa kaydırmak, insanı meta olarak tüketmenin en hızlı yolu. herkes bir profil, birkaç fotoğraf ve birbirinin aynısı üç cümlelik bio'dan ibaret. ben hala hangi kahvede oturacağımı seçemiyorum, buradan 'hayat arkadaşı' seçmek biraz iddialı değil mi? ama yine de açıyorum uygulamayı, çünkü yalnızlık da bir hustle culture artık.