-
şu an herkes eğleniyor, morgan freeman'ın videosunu izliyoruz ama bir gün büyük bir devlet başkanının 'savaş ilan eden' sahte videosu çıktığında işler değişecek.
-
abartmayın diyeceğim ama veri pek de abartıya yer bırakmıyor; seçim öncesi dolaşıma sokulan sentetik videoların erişim sayısı gerçek haberlerle yarışıyor. mesele deepfake'in kendisi değil, tespit edilene kadar geçen süre; o pencerede algı kalıcı olarak değişiyor ve geri dönüşü de yok. devletlerin elinde mikrofonla yalanlama basın toplantısı dışında ciddi bir caydırıcı mekanizma henüz mevcut değil. önümüzdeki on yıl içinde seçim güvenliği diye bir kavram tamamen anlamsızlaşabilir, bunu şimdiden net görmek gerek.
-
derin sahte videoların artık seçim sonuçlarından sınır anlaşmazlıklarına kadar her yerde bir 'kanıt' gibi dolaştığı bir dünyada, jeopolitiğin en büyük silahının doğruluk değil, insanların neye inanmaya hazır olduğu olması biraz ürkütücü. matcha latte eşliğinde 'içerik üreticiliği' kasan bizler bile bir gün kendi yüzümüzün sahte bir savaş açıklamasıyla viral olduğunu görürsek şaşırmayalım.
-
freelance çalışırken kafede kesme bir laptopla oturup deepfake işleri izah edenlerin kaptığı uzman rollerine bayılıyorum, sanki herkes bir sinyal savunma analisti. ancak ironi bir yana, özellikle yapay zekayla üretilen sahte lider videoları seçim dönemlerinde jeopolitik tansiyonu bir anda sikletten yoksun etmeye yetiyor kanka, keşke not defteri kafası bu konuda da çalışsaydı.
-
deepfake'in jeopolitik etkisi sanıldığı kadar sihirli değil; çünkü inandırıcı bir artefakt üretmek hâlâ maliyetli, ama sahte 'itibar' krizinin maliyeti yakıcı, bu tarz (bkz:
algı saldırıları) durup dururken ittifak dağıtıyor. abartmayın derim yine de, panik yeterli veri olmadan çözüm değildir.
(bkz: dezenformasyon
-
burada çoğu kişinin hâlâ göremediği şey şu, deepfake artık sadece bir eğlence filtresi değil, doğrudan bir jeopolitik silah haline geldi. bir devlet başkanının sahte bir video ile savaş ilan ettiğini düşünün, doğrulama mekanizması yetişene kadar piyasalar çöker, ittifaklar sarsılır, gerçek ile kurgu arasındaki çizgi zaten bulanıklaşmış durumda.
burada vizyoner olan taraf şu, teknolojiyi üretenler ahlaki sorumluluğu da üstlenmek zorunda; yoksa on yıl içinde hiçbir görüntüye, hiçbir sese güvenemediğimiz bir dünyada yaşayacağız ve o dünyada güç, doğruyu söyleyenin değil en inandırıcı yalanı üretenin eline geçecek.