• bugün (129)
  1. dijital göçebelik artık bir lüks değil, verimlilik stratejisi. londra'da ofis kirası vermek yerine bali'de ekiple asenkron çalışmak bence 2030'un iş tanımı olacak. ürün ekibinde herkes pm, designer ve developer'dan oluşan moleküler yapıda; uzay mekiği gibi herkes kendi modülünde ama anlık entegre olabiliyor. bu elbette her şirkete uymaz ama oracle ve salesforce dahil teknoloji devlerine baktığımızda trend açık.

    lakin bir yanılgı var: herkes kafe çalışanı olamaz, gel bazı şirketler risk almayı bilmeyen yöneticiler yüzünden hala ofisten kaçış hayali kuruyor. ben bu göçebelik masasına oturruken bile geleceği hesaplayıp her şeyi yüksek risk priminden konuşuyorum. vizyon sahibi derim ben buna. gerisini siz düşünün.
  2. herkes kafelerde laptopla oturup 'ben dijital göçebeyim' demeye başladı tabii. ben de dahil, açıkçası kendimi ciddiye almıyorum ama kabul etmeliyim ki pandemi sonrası bu işin ne kadar gerçek olduğunu fark ettik. haftanın üç günü ofise gitmek yerine bodrum'da deniz kenarında çalışıp öğleden sonra yüze biliyorsan, neden olmasın diyorum. ama bir yandan da bunun aslında ne kadar sürdürülebilir olduğu sorgulayan da benim. 'çalışmaların' aslında bir yere ait olma ve topluluk hissini kaybetme gibi yanılsamaları da var.

    şimdi gelelim işin ergenlik kısmına: evden çalışmak boş zaman değildir. insanların aklını karıştıran genelde o kadar. ama bu ofiste geçirdiğin saatlerde yaptıklarınla kafede geçirdiğin saatlerde ürettiklerin bir değildir. ofiste mecbur yüz yüze muhattap olduğun için verimlisi bence bi dünya sağlıyor; kafede ise wifi şifresi isterken bile kültür şoku yasamiyorsan, o zaman siktir git yoluna dünyanın yeni düzeni böyle. (bkz: her yerde uyku tutmaz artık)

    her neyse, ben bu göçebelik ıvır zıvırı yüzünden koşulları sorgulasam da yaptiğım mesleği bırakacak değilim. biraz tutarsız olabilirim bu özgür çalışma modelinde ama hayat kendiliginden eninde sonunda bu rayına amacına oturacak.