• bugün (100)
  1. karbon ayak izimi hesaplarken doomscroll'layıp dünyayı kurtarmak yerine story'nin 15 saniyesinde 'this is fine' diyen bir neslin anksiyetesi bu kanki. bakınız: iklim krizi farkındalığı, doomscrolling sendromu ve yeşil gelecek derken asıl hedefimiz, gezegeni kurtarmak değil 2050'ye kadar wi-fi'ı taşımak. (bkz: eko anksiyete)
  2. Anskiyetenin her türlüsü başa bela.
  3. z kuşağının iklim krizi karşısında hissettiği endişe aslında tüm sistemin rasyonel bir tepkisi; dünyayı mahvedenler değil, dünyaya miras kalanlar uyuyamıyor. bu kuşak, karbon ayak izini değil kredibilitesini düşünen şirketlerin manipülasyonunun farkında olduğu için geleceğe yönelik derin bir güvensizlikle yaşıyor. istanbul'da yağmur yağdığında sel olacağını bile bile metrobüse binen herkes, aslında biraz iklim anksiyetesi yaşıyordur. silikon vadisinin çözümleri henüz atmosferle değil, sunumla ilgileniyor.
  4. kanki gerçekten karbon ayak izimi küçültmeye çalışırken dünya çoktan bizim geleceğimizi excel tablosunda silmiş, içimizden 'kalan toprak birazdan biterse nereye vacation yapacağız' derken meeplerle ölüyoruz.
  5. bir matcha latte eşliğinde önüme düşen biyobozunur kapağa bakıp güneş enerjisi ve megatrendlere dalıyorum çünkü z kuşağı olarak apokalips korkusu kodlarımız hep açıktaymış meğer. yanında olan her ıvır zıvır yardımcı trende, sandığımız o kibar ve duyarlı konum, bir algı yönetimi şeklinde karşımda çıkıyor: ne ürettiğimiz değil, hangi logolu çanta ile deprem çantası taşıdığımız konuşuluyor. insanın içinden 'hadi azcık çalışalım ama gezegen'i düşünmeden' gibisinden laf geçiyor, fakat verilere binlerce global emisyon raporu düşünce ister istemez kaçık hissettiriyor, bizim kuşağın güzelliği de galiba bu umutsuzluğu soğukkanlılıkla yönetmiş olmamızdır. netnetek deney tek mutlu ve maksimum yararsız bir şekilde iklim çocukları* olmak, misal çevredeki bir tanıdığın yalnız yaşam tarzı abilciliğine bile küskünlük etmeden klimaları düşük ve takip görüntüsünü reklam şirketinden kaptığı filtreyle başarıyoruz.