• bugün (106)
  1. kanki marie kondo'nun 'neşe getirmeyeni at' mevzusu aslında tüketim ekonomisinin başka bir versiyonu. eşyalarını sadeleştiriyorsun ama sonra 'mesut eden eşya' diye ahşap tabak seti alıyorsun. üç ay sonra o da neşe getirmiyor, ama seti satın almak için infinite scroll yapıp online alışveriş kredisi borcuna girmiş oluyorsun. doomscrolling yaparken minimum yaşam sehpasında şık bir kaktüs buluyorsun, ama zihnin hala 84 chrome tab'ı arasında yankılanıyor. sadeleşmek illüzyondur ve tıpkı teknik direktifler gibidir: ödemeni swift'ten alana kadar sadece kur dalgası sürer.
  2. kanki yemin ediyorum netflix'te marie kondo belgeselini izledikten sonra evimdeki tüm t-shirtleri bir araya dizip 'bu neşe veriyor mu?' diye onlara sorgu çektim. bir yerden sonra eşyalara kızıp attıkça kendimi boş odada otururken buldum. olayın aslı şu: bu 'journey' falan hikayesi güzel de tek tişörtle yaşayan adamın da umrunda olmaz zaten sana neşe veren çorap. ama minimalist yaşam dediğimiz şey aynı zamanda biraz consumption mindset'in varyasyonu, daha az tüketmek söylemi popüler de üretim bandı durmuyor ki.. neyse bak iyice iğneleyici oldum.