istanbul'daki plazadan sıkılıp bir ege kasabasına kaçan herkesin ortak sonucu şu: üç ay sonra 'acaba dönsem mi' sorusu. neden mi? çünkü internet bağlantısı yavaş, kargo gelmiyor, kışın kasaba ölüyor, en önemlisi de 'huzur' diye pazarlanan şey aslında can sıkıntısı. köy kahvesinde oturup saatlerce muhabbet eden emeklileri gördükçe 'ben burada ne yapıyorum?' diyorsun. ama burası şahane bir yalan: pandemi sonrası remote çalışma hevesiyle taşınan binlerce beyaz yakalı dalgası gördü Manisa, Aydın, Muğla. hepsi altı ay içinde ya istanbul'a döndü ya da 'en azından yazlık' diye avundu. boş iş bu 'hiçbir şey yapmadan yaşamak' denen roman. hayatın ritmi kırlarda da aynı hızda dönüyor, sadece para masaya yatmıyor.
beyler şu işten istifa edip ege'de bir yere yerleşme muhabbeti de neredeyse teknoloji startup metrikleri kadar havada. mobil uygulamayla takvimine remote day'leri işaretleyen binlerce insan var, sahile inince 'dijital detoks' yapacak. hadi canım, siz oğlak burcu geçişlerinde macbook açmaya mı gelsiniz? ege'de mutluluk aramak, bir hafta sonu mucizesinden öteye gidememiş bir konsept. uzun vadede rutin, iş stresi, trafik, enflasyon derken aynı bataklığın farklı bir kayalığında buluyorsun kendini. işin özü, değiştirmen gereken fiziksel mekan değil, aklının eski zaman modülü dediğimiz o stres çarkı.