beyaz yaka elitizmi de ne sokak ne ofis kültürü yahu. z kuşağı olarak biz plazadan kaçmak isterken aslında onun yarattığı statü simgelerinin peşindeyiz. uzaktan çalışmak özgürlük değil mi, kendi saatimizi biz ayarlıyoruz ama farkında mıyız ki o konferans görüşmesi için giydiğimiz gömlek hala zihin kodumuzda giyiliyor. startup kültürü, dikey hiyerarşi yok deriz ama herkes co-founder'ına yaranma derdinde.
bu sistemin bir parçasıyız ama algoritmaların farkındayız. ofis kıyafeti artısı olmadan evdeki sweat'le toplantıya girmek, bizim mini devrimimiz gibi görünüyor. oysa asıl mesele sadece gömleği değil, o gömleğin dikildiği sistemi sorgulamak. sanki biraz da o yüzden plazaya dönmüyoruz, geleceğe emojiyle bakan bir jenerasyonuz.
levent'te dikilen kulede cat css denen şeylere kafa yorarken iki kadeh içince kendini bill gates'in devre arasından nike'ı arayan muhabbeti gibi görüp gerçekten oradan ve o düzenden çıkınca özgürleşeceğini sanmak mı? platformlar kaydıkça insanlar da kayıyor, önemli olan eski kıyafetlerini çıkarıyor gibi uzaklaşmak değil iş yapma şeklinin olduğu mentaliteyi atmak.