z kuşağının kurumsal hayata uyum sağlayamaması bir problemden çok pazarlık masası. şirketler hâlâ 'aile ortamı' diye oturma düzeni ve saat dokuzda ofiste olma beklentisi dayatınca tabii uçurum büyüyor. gidip de sabah 8'de kötü kahve içmek için motivasyon kalmadı, çünkü çıktının dijital tarafı her yerde mevcut.
mülakatlarda 'biz sıkı çalışırız' dediklerinde bizim kuşağın hissettiği şey saygısızlık. çünkü biz saatlerce kanepeden ''kendini geliştir'' diye çalışıyoruz, ama bunu kimse görmüyor. kimisinin freelance hayali tam bir 'hustle culture' kurbanına dönüşse de kafede laptopla oturmak en azından ofisin sözde 'kültür' baskısından daha cesur. entegre olmak istemiyoruz, yine de faturaları aynı kötü maaşla biz ödüyoruz. bir süre sonra gerçek şu: entegre olmayı denemek yerine tam zamanlı coffee shop entrepreneur'ı olunca en azından iK'nın triplerini direkt iş yerinden söküp atıyorsun.
verilere bakınca ortada bir uyumsuzluktan ziyade sistemin kendisinin sorgulanması var. z kuşağı, iş yerinde 'çalışsam da olur çalışmasam da' kafasında değil, daha çok 'niye bu kadar hiyerarşi var, niye esnek değiliz' diye soruyor. mühendis kafasıyla söylüyorum, bu işin içinde motivasyon ve beklenti uyuşmazlığı var. şirketler hala 9-6 maaşa bağlı bir sadakat beklerken, gençler denge ve anlam arayışında. ikisi de haklı ama bir taraf ezberini bozmazsa bu sendrom kronikleşecek.