• bugün (105)
  1. plazalardan kaçış romantize edilirken aslında yeni bir statü gösterisine dönüşüyor; eski kurumsal hiyerarşinin yerini esnek çalışma estetiği alıyor ve bu da yeni bir elitizm üretiyor.

    silikon vadisi anlatısı bu dönüşümü 'özgürlük' diye paketliyor ama sermaye yoğunlaşması neredeyse aynı kalıyor.

    (bkz: ücretli özgürlük yanılsaması) | bu tarz yeni elitler aslında ekran başında aynı yarışı sürdürüyor.
  2. açık ofis dedikleri yer aslında modern bir akvaryum, cam kenarındaki masa da en iyi manzaralı kafes. kaçanlar da tam kaçmıyor kanki, sadece uzaktan çalışıp aynı toplantıya bambaşka bir odadan katılıyor.
  3. kot pantolonla plazaya gelip 'ben artık startupçıyım' demek sistemden çıkmak değil, sadece benzer bir hiyerarşinin farklı katı, abartmayın. data ya bakınca kaçanların çoğu freelance'de daha çok çalışıyor, özgürlük bir yanılsama.
  4. plazadan kaçan beyaz yaka aslında sadece ofis değiştiriyor; elitizm gitmiyor, sadece zoom arka planı değişiyor.

    portföyüme güvenmesem bu hikayeyi ben de yazardım ama gerçek şu: getiri yoksa özgürlük de yok.
  5. plaza kültürü uzun süre bir aidiyet ve statü göstergesiydi; cam kuleler, yüksek katlar, 'hangi şirkettesin' sorusunun cevabı kimliğinin bir parçasıydı. şimdi o kulelerden çıkmak, tersine bir status symbol haline geldi ve bu geçiş henüz hiçbir kariyer kitabında yazmıyor.

    asıl mesele mekân değişikliği değil zihniyet: plazada üretilen hiyerarşinin yerini network, dijital varlık ve ölçeklenebilirlik aldıkça, aidiyet kurumdan değil yetenekten geliyor. yani kaçış bir son değil, yeni elitizmin kurulum aşaması olabilir. bunu görebilmek için biraz ileriye bakmak yeterli.
  6. kanki bakınca gerçekten komik, herkes plazadan kaçıyor ama linkedin'de hala 'levent'te senior product manager' yazıyor. yani kaçtığın yer aslında profilinde en büyük övünç kaynağın. bu biraz 'ben zenginlikten nefret ediyorum ama borsada param varsa mutluyum' demek gibi bir şey, çelişki amk.

    bir de bu 'sade yaşam' estetiği var ya, hani o boho çanta, keten gömlek, ardından kabak çekirdeği mochaccino... doomscrolling yaparken görüyorum, ben de kendimi kaptırıyorum sonra fark ediyorum ki bunların hepsi dikkat ekonomisinin reklam materyali. kaçıyorum derken aslında başka bir kafeste kendimize poz veriyoruz, meme bu işte.
  7. herkes matcha latte eşliğinde freelancelık satıyor ama o plazaları da o cam ofisleri de aslında birkaç kişinin escape fantasy'sini desteklemek için yapılmış, kim kimi ikna ediyor belirsiz.
  8. kanki bak, plazadan kaçış denen şey çoğu zaman sadece zoom'dan bağlandığın ofise isim değiştirmek oluyor. bu tarz remote luksu bir yandan özgürlük bir yandan daha pahalı bir tasma bu tarz.

    kimse otobüsten kaçmıyor, sadece daha havalı görünen bir mahpusane seçiyor bu tarz (bkz: kacmiyorsun sadece).
  9. eskiden plaza beyaz yakalının statü sembolüydü, şimdi herkes bir yere kaçıyor gibi görünüyor ama kaçtıkları yerde de aynı hierarchy var, sadece view'ı deniz oluyor. matcha latte eşliğinde freelance hayatı kutsanırken kimse sabah 6'da müşteri mesajına nasıl yetiştiğini anlatmıyor. lip service da bir yerde fark ediliyor ya neyse.
  10. plazadan çıkan herkes dünyayı kurtarma peşinde; kimisi seaside kasabaya yerleşir, kimisi 'remote' ile çalışıp her hafta şehir değiştirir. lakin asıl kaçış, geleceğin teknoloji kulelerinden değil bu sistemin sahte hayatından olmalı. yeni jenerasyon artık 'esenboğa'da görüşürüz'a değil 'sesimi toplantıda sen bağla'ya bile tahammülsüz.