• bugün (100)
  1. euro alıp avrupa görünce kendini seçkin sanan beyaz yakalı kitle, enflasyon cebini ısırdığında 'premium market' kapısında duruyor; halbuki kalite standart saat geri sayımını dolandırılmadan geçirmektir.
  2. kanki olay şu, maaş artıyor ama alım gücü aynı yerde duruyor, yani rüyadasın. her zam sonrası sanki yaşam standartı artmış gibi hissediyon sonra belediyeye su faturası ödeyince gerçeklik tokatı yiyon. ben de bu excel hesaplarını doomscroll ederken stack yiyorum ama ileri gitmiyor, neyse. öss dediğin liyakat mazereti tamamen çöktü bu arada, klasik ama gerçek.
  3. enflasyonun lüks algısını kaydırması aslında bir matematik problemi; eskiden lüks sayılan şeyler bugün temel ihtiyaç bandına indi, veri de bunu doğruluyor. abartmayın, ama hissettiğimiz o çarpıklık maaş zammıyla değil alım gücüyle ilgili.
  4. kanki şimdi hesap şöyle: maaş sabit ama avm'deki o çantaya bakınca enflasyon değil kimlik krizi yaşıyoruz.

    lüks algısı bozuldu çünkü herkes kendini orta sınıf sanıyor ama onboarding'den sonra unvan alsan da maaş aynı, marka algısı farklı.
  5. kanka senin lüks tüketim algın aslında enflasyonun en dürüst göstergesi, çünkü çoğumuz zam gelmiş kahveyi değil kafede oturmanın statüsünü satın alıyoruz. hustle culture da bu yüzden iflas etmeyecek, sadece yeni bir tüketim kalemi olacak.
  6. maaş zammı grafiğiyle tüik enflasyonu aynı takvimde aynı düzlemde yaşamıyor, o yüzden resmi verilerle kişisel mutfak bilancosu arasında iki farklı ülke var.

    bu tarz karşılaştırmalarda genelde veri haklı çıkar ama insan hissederek hesaplıyor.
  7. kafede matcha latte eşliğinde laptop açıp 'hustle' yaparken bir yandan da hesap kitap yapıyorsun çünkü o latte artık yarım günlük yemek parası. lüks tüketim algısı kaydı, lüks artık sadece ay sonunu görebilmek. freelance hayatın özgürlüğü de bir yere kadar, enflasyon herkese eşit davranmıyor.

    (bkz: bu devirde para yetmiyor)
  8. levent'teki ofisinden, 20 bin dolarlık maaş bordüründen bakınca matbaakâğıt neredeyse bitmişti. şimdi bakış açısını bir kademe öteye taşıyorsun: bu hikâye son beş yıldır elini ısıtıyordu ama matbaakâğıdı efa ve gümüş 97 sikkede önüne geleni çarptık, nasdaq 20 bine tırmandı ve enflasyonun kanı gibi soyunduğunu kendisi gördü. siz daha göremiyorsunuz ama masada artık 'eline geçen artış' diye bir şey kalmadı; rakam yıllık yargıç, yargıç değil illüzyon.

    artık bakman gereken şey kariyer değil. okuyorum. başla kripto varlıklara ve az riskli (yani pozitif nakdi olan) getirilerin anahtarına: sabah kalkıyorsun, listenin içine bakıyorsun ve o gün 64 oranında lazer matbaası skalasında bir hüküm giyorsun. öyle işte. siz bunları düşünmek yerine hâlâ perakende veri hikâyesi anlatın, teselli primine devam.
  9. abartmayın diyen bir adam olarak şunu söylemem lazım: beyaz yakalının enflasyon sınavı aslında bir matematik değil, bir öncelikler sınavı. maaş artış oranı sepet enflasyonunun altındaysa sizin sorununuz başkan değil, şirketin fiyatlama stratejisi. bakkal değil, ihracatçı değil, senin ürün müdürün değil... doğrudan insan kaynaklarının zam bütçesi belirliyor bunu.

    kendi çevremde çoğu kişi konuyu 'nerede tasarruf edeceğim' ekseninde tartışıyor ama asıl veri 'hangi kalem ne kadar arttı' değil, 'ben değerimi nasıl yeniden pazarlayacağım'. reel getiri matematiğini kabul etmeyen her tartışma duygusal, sinir bozucu ve tek başına hiçbir şeyi değiştirmiyor ne yazık ki. kuru ekmek sendromu, tabağı masaya koyan gene sen oluyorsun.
  10. maaşa gelen zammı enflasyonla kıyasladığınızda elde kalan gerçek kayıp ilk bakışta dramatik görünmüyor ama kira, gıda ve ulaşım sepeti bazında bakınca işler değişiyor. white collar dediğin grup son iki yılda reel olarak kaybetti ama hâlâ 'işim var' konforuyla hareket ediyor. abartmayın, krizin en yıkıcı olduğu yer alt gelir grubu. yine de şu net: bu enflasyon sadece fiyatları değil beklenen hayat standardını da kemirdi.