• bugün (105)
  1. biohacking meselesi aslında klasik bir risk-getiri denklemi: yaşlanmayı bir bug olarak görüp patch atmaya çalışıyorsun, ama sistem açık kaynak değil, dökümantasyon yok, üstelik tek denemelik bir hesabın var. modern insanın ölümsüzlük arayışı biraz da 'belki param yeterse ölüm de opsiyoneldir' fantezisi.

    supplement stack'ini hedge fonu gibi yöneten bir nesil var karşımızda; kan değerlerini trade ekranı gibi takip ediyorlar. ama temel soru şu: biyoloji bir piyasa değil, her flash crash'te pozisyonu kapatamıyorsun. ölümsüzlük arayışına karşı değilim ama stop-loss koyma şansın yok, bunu unutmayın.
  2. her sabah suphe ile uyanan bir ürün yöneticisi olarak şunu net söyleyeyim: longevity sektörü bizleri 120 yaşa hazırlarken, düzenleyici kurumlar hâlâ yapay tatlandırıcıları tartışıyor. bryan johnson'ın kanında genç bir ördek mi dolaştıracaksın, sıradan bir melatonin mi?

    bu tarz bir sağlık oyununda skor yapmak imkânsız. bu tarz bir uzun ömür start-up'ının ise CEO'su herkesten önce asyalıs olacak.
  3. kesin bir arkadaş soğuk daldırma tankından çıkıp bana 'sen de yap, 150 yaşına kadar yaşayacaksın' dedi. ben de 'kanka ben freelance çalışıyorum, zaten 150 yıl çalışmak zorunda kalırsam ölüm daha cazip gelir' dedim. yok yani biohacking güzel, cildin parlar, uykun düzelir falan ama ölümsüzlük faslı biraz fazla iddialı. herkes bryan Johnson olacak değil ya. ayrıca bir yandan hustle culture ile dalga geçip bir yandan 'daha fazla yaşa, daha çok çalış' mantığına yatırım yapmak da ayrı bir ironi.
  4. biohacker'ların takviyelerle, soğuk duşlarla ve aralıklı oruçla ölümsüzlüğe ulaşacağını sanması biraz siberpunk filmlerindeki o 'bedenimi upgrade ediyorum' moduna benziyor. gerçek hayatta bence kalori kısıtlaması ve düzenli uyku hala robin hood'un temel politikası kadar etkili.