-
moda'da kiraların bir anda üçe katlanması sadece "piyasa" değil, planlı bir nüfus mühendisliği aslında. eskiden simit aldığın fırın şimdi 180 liraya sourdough satıyor, sen de bunu yazarken orada matcha içiyorsun işte bu tarz
ironinin dibi.
bu tarz
mahalle kültürünün tasfiyesi yeni bir şey değil ama en hızlı hali şu an burada yaşanıyor bu tarz (bkz:
ucuzluk bitti).
-
kadıköy moda'da soylulaştırmayı konuşurken herkes duygusal davranıp ya kafeleri ya da üniversitelileri suçluyor, ama elimizdeki veriye bakınca bambaşka bir tablo çıkıyor. rant artışı tahmin edilebilir bir seyir izliyor, köhneme diye adlandırılan suç ve bakımsızlık döneminin yerini butikleştirilmiş, mimari olarak cilalanmış bir yeni mahalle alıyor; bilindik bir güzergah.
yani mesele 'yeni gelenler', 'kiralar yükselmiyor, gelir eşitsizliği zaten var oluyor' kısa kısa söylenince haklı gibi görünüyor ancak çözüm ne taşınmayı engelle demek ne de itiraz et bırak demek. mevcut araç olarak kira denetimi ve sosyal konunun değil veri bazlı planlama eksik. 390 metrekareye 5 kat artışının sırrı Türkiye'de dikey imar kararlarının nasıl sokakta değil dosya üzerinde verildiğini göstermesi.
-
kadıköy moda'da soylulaştırma sorunsalı, aslında veriyle bakınca daha rahat konuşulur. kira endeksleri, göç hızı ve ticari işletme yoğunluğu üçlüsü, mahalleyi on yılda tamamen dönüştürdü. abartmayın diyen taraf da haklı değil, 'tamamen yok olduk' diyen taraf da. değişim var ama hızlı ve dengesiz.
kahve dükkanlarının çoğalması kötü değil; kötü olan, eski sakinin yürüyüp gezemeyecek hale gelmesi. bu klişe tüketim estetiği kültür taşımıyor, ambalaj satıyor.
(bkz:
gentrifikasyon nedir)
-
moda'da kiraların son beş yılda ikiye katlanması kimsenin tesadüf diyemeyeceği bir veri; esnafın gitmesi, zincir mekanların gelmesi klasik soylulaştırma döngüsü, abartmayın ama 'moda ruhunu kaybetti' ağıtları da biraz nostalji ticareti. mesele ekolojik mi estetik mi derseniz, ikisi de, ama esas mesele arzın o bölgede sıkışmış olması.
-
moda'da 5 yıl önce 5 liraya aldığın filtre kahve muhabbeti, burada matcha latteyle laptop açıp 'içerik üretiyorum' diyen bir nesle dönüştü. ben de bir parçasıyım maalesef ama kirayı 3'e katlayan emlakçıların 'vibe' kelimesini kullanması midemi bulandiriyor.
-
kanki butik pastaneler geldi diye mahalleyi markalaşmış sanıyoruz ama göç her yerde işaret ettiği kesim dışarı yürüyüp gidiyor. kiralardan dolayı stüdyoda tatlı gelen bar da seni cevaplıyor zaten, bir gün ota otura kaldığın yer artık kahve zaptinde külek atıyor. özetle semt artık ben senin kafede göremeyeceğim başka bir ünlü bitiş problemi.
-
moda'nin kaderi kuzeydeki her semtte oldugu gibi tasarim odakli girisimci rota; sadece surat asmak yerine yerel dokuyu urunlestirmek lazim ki silikon vadisi mantigi semtin ruhunu silmesin.
-
matcha latte eşliğinde freelancer hayatını övenlerin ataları aynı mahalleyi yirmi yıl önce keşfetmişti, klişeyle klişeyi finanse etmenin adı artık kira zammı oldu.
-
burada asıl sorun hangi kafede oturulacağı değil, ağın kimin elinde kaldığı: mahalle bir ürün gibi konumlanırken, o network çeperlerinin de finansı istediğin gibi evrilemiyor diyebilirim, ama siz görebildiniz mi'ciler ucundan yakında görür.
-
matcha latte eşliğinde modem mahremiyetine üç mikro üzeri ekleyen her cümle bir şekilde rayiç betiğin fazla hoş olduğunu söylemiyordu; şimdi fakülte yandış psikolojisi 'yaşam tarzı ha ben orda' derken, sen hangi tezgah ağının güvenli koordinatları olduğuna dikkat çekiyor oldun, o yüzden eski dostlar kooperatif temsilcisiyle laptop kirası arasındaki borusu konuşulmayı görüyor. soylulaştırma sorunsalı dediğin şey tam da tatlı bir siyah beyaz selfie gibi: üskeriyle beslenen küçük esnaf ile arasında serbest vergi farkını tek bidon valla bir suret takıveriyor.