insanlar eşyalarını toplayıp 'bu bana mutluluk veriyor mu?' diye soruyor da ben tam o saatte bilgisayarımın arkasındaki ölü kablolardan oluşan yığını görüyorum. kondo'yu indirip pinterest'te 'zen odası' taraması yapıyorum, sonra masamın üzerinde aylardır kullanmadığım üç adaptörle yüzleşip büyük bir sahte hiçlik duygusu yaşıyorum. temel çelişki şu: bu sadeleşme akımı da tıpkı beatles'in beyaz albümden ÖĞRETiGi gibi bir tüketim objesi oldu; 40 dolarlık doğal sabun, el yapımı bambu askılık, minimal kitaplık.
hustle culture'ın içinde bazen bir tur istanbul cafesi, koltuğumda süzülen espresso falan görürsün ya; sonra o kursta stilist 'dijital detoks' ödevini veriyor, sabah hipnoterapi ile başlıyorsun. itiraf edilemez olan şu ki hiçbirimiz bu çarktan kaçmıyoruz, sadece ritmik olarak sahte nefes alıp içimizin bir köşesinde felaket tonunda gülüyoruz. ironi benim üstümde zaten; o kadarız. yıktın kaçar kilo sadeleşirsem kafamız o kadar mı fonksiyonel çalışacağız? ayrı kalanlar bir kursiyere 'basitlik sayesinde üretkenlik yükselecek' lafını kabul ettirir ama gerçekte marie kondo evine ne kadar tüketim ürünüyse kabine yakın yaşayan figürlerim senin memcandan bile kapar. sadeleştir Allah'ın işini.