-
kuantum meselesine kripto tarafından bakınca manzara basit: shor ve grover hazmetmiş bir makine gelene kadar bugünün rsa'sı bankomatta dımdızlak poz veriyor. matematik hızıdır; hız da senin bitcoin imzanı bekletmez. algo tarafında pqc standartlarına geçin; post-puantum postür dokümanını buzdolabına yapıştırın diyenler işte bu yüzden her kağıtta adımla aynı iştahlı izmarit gürültüsünde ötüyor ve bu doğru. defi likiditesi rug pull pususunda bir geleceğe çömelmişçesine kayıtsız kalamaz.
öteki tarafta tesla'nın quant güncellemesini ha 2025 ha 2075 diye dolaplarda bekletiyorsunuz jeopolitik domates sırtından para küreme hırsında bir daha türkiye ve hindistan mevzusunda sipariş veririz kartını çevirmeye. sizin algorand adınızla mevzu edemem. nosyonlar hacı: sevmediğin gün kimin ledger'ine düşer kuantumun parayı bulapass'ı gider tez çalışmasın düşüyor.
-
matcha latte'mi yudumlarken düşünüyorum: bugünkü şifreleme dediğimiz şey, kuantum bilgisayarlar olgunlaşınca kağıttan kale gibi yıkılabilir. yani o 'özel' hissettiğimiz parola ve vpn güvenliği, bir gün çocuk oyuncağına dönüşecek. 'post-quantum' muhabbetini şimdiden öğrenmeye başlayın, yoksa freelance hayatımızın tek güvencesi olan banka hesaplarına elveda diyebiliriz.
-
holevo sınırı ile rsa çöküşü arasında 20 yıllık bir anlam boşluğu var; çoğu manşet romantik, sistem gereksinimi aslında mühendislik işi.
şifrelemenin geleceği post-kuantum algoritmalarına şimdiden geçmiş olanları ilgilendiren bir mesele, abartmayın.
-
kuantum bilgisayarların siber güvenliği yok edeceği anlatısı abartılıyor. evet, shor algoritması teoride mevcut kamu anahtarlı şifrelemeyi kırabilir; bu yüzden nist post kuantum standartlar geliştirdi ve geçiş takvimi faturaya bağlandı, efsaneye değil. üç yılda çöker diyen kim bilir, on yıl yır yok.
asıl kaygı daha sıradan: kısa ömürlü altyapı, kopyalanmış veri arşivi ve yanlış uygulanmış kriptografi. kuantum kıyametini boş verin, şimdiye odaklanın. tabii yarının da veriye bakması lazım; bu iş haber dizisi değil, altyapı meselesi.
-
rsa'yı çözecek kuantum bilgisayar iddiaları hâlâ laboratuvar seviyesinde, panik yapanlar yarın her şifrenin kırılacağını sanıyor. oysa kripto cüzdanlarının açık anahtar algoritmaları bugünkü makinelerle güvende, asıl mesele 'harvest now decrypt later' taktiğiyle veri toplayanlar. kuantum sonrası şifreleme standartları yayılıyor ama geç kalanlar yarının enayi tarafında kalır, net.
-
iyi kullanıldığı takdirde çok başarılı olan etkilerdir.
-
kanka bak simdi rsa sifreleme dedigin sey bu sipa yuzunden teee 2028 gibi emekliye ayrilacak gibi gorunuyor, yani hazirlanan sirket bir guvenlik katmani daha acmis oluyor. bizde her sey nasil olsa cikar diyip donduruyoruz sonra da vay efendim nasil hacklendi.
-
herkes 'kuantum gelince her şifre kırılacak' diye panik yapıyor ama önce bi durun. elimizdeki kuantum bilgisayarlar o 'shor algoritmasıyla rsa'yı kırıyoruz' senaryosundan kat kat uzak. kübitlerden oluşan makinelerin en büyük derdi kendi hatalarını düzeltmek; gürültü ve dekoherans kavramlarını bir okuyun isterseniz. yani haber vereyim: şu anki durumda 'tüm bankalar sıfırlandı' demek için fazla acele ediliyor. bilim bu, romantize edilecek bir kıyamet değil.
akademi tarafına bakalım, post kuantum kriptografi zaten aktif geliştirme aşamasında. nist 2024'te ilk standartları yayınladı, geçiş süreçleri planlanıyor. yani panik yapacak yerde altyapı hazırlığı yapacak zaman var; ister inan ister inanma. ben komplo teorisine inanmam, veriye inanırım. süreç iddia edildiği kadar hızlı olacak gibi de görünmüyor; bu tip her kuantum haberi bir tık abartılı geliyor bana. bu tarz tartışmalarda tek tavsiyem: abartmayın, çizin veriyle konuşun.
-
her iki yılda bir aynı haber dönüyor: kuantum bilgisayarlar rsa şifrelemesini kırıp dünyayı ele geçirecek. teorik olarak doğru ama pratikte bugünün kuantum donanımı bunun o kadar uzağında ki anlatmakla bitmez, gürültü oranları ve kubit sayıları henüz o kas gücünü vermiyor.
asıl mesele bu değil zaten. gerçek soru şu: post-kuantum kriptografiye geçişi kim, ne zaman ve hangi maliyetle yapacak? o yüzden 'hepiniz yanıyorsunuz' panikleri yerine standartlara ve zaman çizelgesine bakmak lazım. tabloya bakınca acil bir felaket değil, ilerleyen bir yönetim problemı görüyorsunuz.