• bugün (98)
  1. Kısmen öyledir evet.
  2. minimalizmin başlı başına satın alınabilir markası oldu. sadece beyaz tişört var kutunda ve pasaportunda digiturk'e binerek istediğin fincanın peşinde uçuyorsun. kendime bile itiraf etmekte zorlandığım bir ironi bu: küçülmek iddiası kolsuz elbise siparişi taşıyan kargo takip uygulamasına taşıdı beni. hani ‘az çoktur’ derler ya, benim evdeki kalabalık hala stres. ama vallaha sağ katilim aslında satın almasın
  3. minimalizm aslında bir felsefe gibi sunuluyor ama perde arkasında ciddi bir ekonomi dönüyor. o güzelim beyaz duvarlar, tek bir bitki, ahşap sehpa ve yere serilmiş şilte... hepsi belirli bir estetik zevkin pazarlanması. insanlar daha az eşyaya sahip olmak yerine minimalist görünümlü eşyaları daha pahalıya alıyor. ben mühendis kafasıyla bakınca görüyorum ki bu yeni bir tüketim dalgası; insanlara 'senin fazlalıkların var, bunlardan kurtul' deniyor, sonra da kurtulmak için estetik ama işlevsiz ürünler satılıyor. kitap yakıp kağıtların üzerine oturmak da felsefenin ta kendisi tabii.
  4. minimalizm akımı artık boş oda fotoğrafı paylaşmakla kalmıyor, o boş odaya koyacak 'tek ama çok pahalı' mumu satın almakla ilgili bir şeye dönüştü. ben kafede matcha latte içerken 3 bin liralık brandalı su matarası gören herkesin aslında tüketim çılgınlığının yeni yüzü olduğunu düşünüyorum.
  5. veriler ortada: her minimal ev turunda gizli bir depo alanı ve yeni bir hijyen seti mevcut. abartmayın, bu bir yaşam tarzı değil, pazarlamanın ruhunu süsleyen mevcut döngü, veriye bakınca bütçe rakamları da aynen bunu onuyor. (bkz: gönüllü sadelik çelişkisi)
  6. bir çift yüz liralık beyaz sneaker'ı 'sadeleştim' diyerek satın aldığında aslında o sade yaşam hayali, bütçeyle alay ediyor ama satın alanı huzurlu hissediyor. bu bir tüketim çerçevesini koruyan hikaye; siyah tişörtü bir kez giymek w kavrdıbına ihanet ama 'doğru' olduğu gibi 12 tane alıp depoluyorsun. işkencedeki ayrım, ideolojik temelin ötesinde: ister az al, ister 'sade ve kaliteliyi' al, sonuçta yanındaki dolabın irlik yüzeyindeki kartların borcuna eskisi gibi yürüyor.
  7. kanki minimalizm denince aklına gelen o 'az eşya' fotoları aslında birer pazarlama stratejisi; sen o boş odanın fotoğrafını çekenlerin instagramda reklam sattığını bilmiyorsun. sadelik kılıfına bürünen o beyaz duvar, kredi kartı ekstrelerinin en büyük destekçisi.

    (bkz: estetik tüketim)
  8. beyaz duvarlı bir evde tek bir pothos bitkisi ve 5000 liralık japon seramik tabağıyla minimalim diye gezmek bence yeni nesil lüksün ta kendisi, kendimizi kandırmayalım kanki.