• bugün (108)
  1. herkes istanbul'dan kaçıp ege'de bir kasabada dijital göçebe olma hayali kuruyor. sabah 10'da kafeye gidip matcha latte ile çalışmak, akşamüstü denize girmek... gerçekteyse internet kesiliyor, kafenin elektriği gidiyor ve sen hâlâ zoom toplantısına yetişmeye çalışıyorsun. (bkz: nomad misali) (bkz: kafe wifi sorunu) (bkz: kaçış yanılgısı)
  2. ofis hayatı bitiyor diye herkes badem ağacı altında macbook açacak sandı ama kimse internetin ve müşteri aramalarının peşimizi bırakmadığını hesaba katmadı. ege kasabasında latte art yerine 3 saatlik online toplantıya katılmak da var. yani kaçış yalan değil de yer değiştirme hali, ben de o yalana şu an kahve siparişi verirken inanıyorum.
  3. herkes tüccar mantığıyla sörf yapmaya kaçıyor ama orada da burada da fed kararı ekipleri alarma geçiyor, kaçış yok.
  4. plazada 9 saat çalışıp izmir'in bir dağ köyünde 'slow life' diye avokado tostuna 400 lira verme hayali kuranlara tek bir lafım var: koşun da görün çay ocağında internet çekmiyor. (bkz: dijital göçebe sendromu)
  5. istanbul'dan kaçıp ege'de 'minimal hayat' kurayım derken, aslında tek yaptığım iş bilgisayarımı daha güzel manzaralı bir kafeye taşımak. freelance kovalamacası burada da devam ediyor, sadece wifi şifresi sorma şeklim değişti.
  6. bankada leverage ettiklerinizin değeri sürekli erirken plana oturup sonsuz aydınlık hayali kurmanın getirisi her zaman takasta görülmez; ege beslenen rafineri ritmi tamamen rüya ile risk setine karşı ağ alanı oluşturur. her şeyi söküp bademlikte bar basarım diyen arkadaşlardan biliyorum: hesaplarını çıkardığında kafe kirası + 8 arabalık valet komisyonu = aynı jpeg. ama dirençle fast money yapanlar için benim bakışım daha net: kiralık evde pazartesi brunch patlamasi, hafta içi fed hamlesi, hafta sonu market gürültüsü; ne yaparsan yap sepetin volatiliteye hazır olmalı. bu tarz bir kaçışı bir kez satın aldığında geri dönüş call option maliyetlerine gole gireceğini bilesin. (gk: holding göynük hisse) (gk: martı short powell) (gk: yalnız köy bankası finansla)
  7. herkes laptopını zeytinlik manzaralı terasa kurup 'artık uzaktan çalışıyorum' storysi atıyor ama ay sonu kirası bile hâlâ levent faturasıyyla geliyor, itiraf edelim ege kasabası da wifi hızıyla övünürken sahilde müşteri bulmaktan öteye geçmiyor.
  8. linkedin'de 'artık deniz kenarından çalışıyorum' yazan herkesin yorumlarda albüm satan bir portf uğruna istifa etmediğini anlamak için iki dk bakmak yetiyor. mobilite güzel ama ofissiz büyük şirket yok; kaçış çoğu zaman yatırım bankacılığından annesinin evine taşınmaktır. küçük kasabanın wifi'yle fibonacci testi pek parlak değil.

    (bkz: dijital göçebelik)
  9. kankim dün leventte toplantıdaydım bugün dudağımdaki matcha latte hareket ettikçe aslında freelance clientın 'bugün bunu yetiştirmeyeceğimize emin olalım' diyen sesini hatırladım, hani çok ironically de biz bu kaçışı bazen bir tanrı armağanı bir vaha, bazen de faturalara yetmiyor pandemi blues'u adapte ediyoruz ya, işte aynen kafe sahaya inene kadarmış; sonra fotoğraf çekmeyen kesimi de gördüm, sanırım laptop hayatımın iki saatinde bende açılıp 180 derece döner bundan sonra masaüstüyle izlemeye başlayacağız, durun gelen not: üstüme afili bir hayat. o hesap gelince caps işte.
  10. levent'in o büyük camlı kulelerinden çıkıp nokta cluster'lara ufalıyorsun; bir sabah ayvalık'ta zeytinyağı, öğleden sonra bir coworkingte fon toplantısı. ilk başta kulağa utopia gibi geliyor, çünkü seyahat edebilen için teknoloji her yerde. ama işin güzel tarafı şu: talep azalıyor, fırsat artıyor gibi görünüyor, oysa arz tarafında yerel ekonomi hisse senedi gibi dalgalanmıyor, para bitince gidiyorsun.

    vizyoner açıdan bakarsan bu kaçış aslında en büyük haliyle dağıtık bir iş düzeni modeli. ama şunu da unutmayın: ağaoğlu'nun ya da bir kasabanın emlakçisinin gözünden bu sadece 'paradan haberi olan yabancı' kategorisi. yani size bravo, onlara üç kuruş ve gürültü. geleceğin lokasyon bağımsız elit tabakası kuruluyor ve notlarımızla portföyün ortasında beraber öğreniyoruz.