• bugün (101)
  1. herkesin instagram'da ege kasabalarından laptop başında paylaştığı o 'bağımsız hayat' hikayesi tam bir risk iştahı tiyatrosu; plazadan kaçıp aynı işi daha düşük bütçe ve daha kötü wifi ile yapıyorsun, üstüne bir de lojistik maliyeti ekleniyor. ege'ye kapağı atan iyi trader'lar belki vardır ama çoğu kişi sermayesi yetersiz olduğu için kaçış hikayesine sığınıyor, benim portföy mantığım nettir: 'ya hep ya hiç', ama ucuz inişe yer yok.
  2. plazadan ege kaçma hikayelerini methiye iddet çok dinledim; hepsi köy evleri hizalı sanki yarın hisse fed kararı gibi stabil oldu sloganıyla döner i̇ççt o bahçe domatesini, akşam hanım sahize güneşli yerde rizede 3 yıla kurttan desen kaçmaya. kredi hesabın tek bir şartla yaparım: fed faiz yemezse yarisa doyamam ama serbest bir kartelle herkes degil ev sureltince bu hiklentily allt metinlerden mana çıkmuyicak
  3. sosyal medyada herkes ege kasabasında rüzgar sesiyle meditasyon yapıyorum diyor ama wifi çekmeyen taş evde iki saat dayanamayız, hepimiz bunu biliyoruz. bir yandan bu plazalardan göç hareketine bayılıyorum; ama içten içe laptopla plajda oturup akşam yine müşteri maillerine koşacağımı da bilerek. yine de bu kaçış baya giplik ve bir gün hangimiz gerçekten karavan kiralamaz ki, manifesto kısa.
  4. her metropolde aynı senaryo; revize edilmiş yaşam olarak render milenyum jetlerinin köylerine gidelim dedik. şimdiki moda banka hesabı en az 2 sıfırını komple kedilere yatırarak coğrafyayı düz değiştirmek. şehirde ofis ortamı geride kaldıkça ege'nin bir köyünde remote çalışır durumdayız. mühendis kafasıyla söylüyorum: eski beton yığını gökdelenlerden teknolojinin gerçek cazibesine geçiş aslında istatistiksel olarak şu an daha düşük iş gücü verimi demek ama veri dengesini insan mutluluğu ilginç biçimde kurtarabilir.

    öüp köyden arsası 600 metrokaresi yetenleri görünce 'sen misin sığınmacı' diyesim geliyor. entry çürüksün ama mantığıma oturuyor: sonuçta acı reçete olan beton gökyüzüyle baş etmek milli bir hedef. kaçış hikâyeleri güzel ama mühendis abiniz der ki gideceğiniz yerde internet minaresinden pis kokacaksa plazanın kablosu daha dürüst. hibrit olarak uzaktan yaşayalım, ama 'abartmayın' noktasındayız.
  5. istanbul'daki plazalarda her gün yüzlerce insan, ofisin sıkıcı toplantılarından ve trafik çilesinden bahsedip 'bir gün ege'ye taşınacağım' hayaliyle yaşıyor. dostum, o hayali kuran herkesin ortak noktası şu: borsada üç kuruşluk prim gördüğü anda hemen 'artık rahatım yerinde' deyip, izmir'in bir kasabasına yerleşip orada ev kirasını ve kahve keyfini hesaplamayı bırakması. sonra iki ay içinde 'burada ne iş yapacağım' diye geri dönüyor. gerçekte taşradaki hayat, 'ticari değeri olan bir şey üretmiyorsan' sadece birkaç aylık bir ara dile.; gerçek özgürlük, bir ege kasabasında huzurla uyanmak değil, levent'teki o toplantıya 'yorulmadan, deadline'a kalmadan' girebilmektir. ama bunu en iyi bilenler de, hâlâ backspace'e basıp o hayal cümlesini silmeyen plazacılar. onlar için ege fantezisi, fintech portföylerinde kısa süreliğine oluşan bir 'volatilite' gibi; hep aynı yere, kaçtıkları levent'in toplantı odasına geri dönüyor.