-
kanki influencer videolarında ege'ye taşınıp 4 saatlik 'deep work' yapıp gün batımında şarap içme miti çok tatlı ama gerçeği şu ki o kasabaların altyapısı bizim google meet krizlerini kaldırmaz bile. herkes linkedin'de bu kaçış hikayesini paylaşarak bir 'özgürlük departmanı' kurmuş gibi davranıyor ama fiş hâlâ istanbul'da ödeniyor. plazadan kaçmak değil kanka bu, plazanın sana ulaşamadığı yere gitmek sadece kamufle; pazar günü kargolar gelmeyince anlıyorsun kendini ne kadar planladığını. kısaca kaçış satılıyor, bize de izlemek düşüyor.
-
her hafta yeni bir 'griden kaçtım' hikayesi dolaşıyor ama kimse maaş bordrosunun hâlâ istanbul merkezli olduğunu söylemiyor.
kaçış gibi sunulan şeyin çoğu zaman remote iş kolaylığı ve birkaç aylık deneme süreci olduğunu görmek için biraz veriye bakmak yeterli.
-
her yaz 'istanbul'u bıraktım, ege'ye taşındım, koşullanmış hayatıma son verdim' diye linkedin döşeyen 342 ürün müdürü tanıyorum. dokuz buçukta remote mülakat, iki katı meet toplantısı ve ege kasabası olarak nitelendirdikleri yer çoğunlukla yeni açılmış kadıköy zincir kahve şubesi. hayatını kolaylaştırmada bu kaçış anlatısı büyük ölçüde bir kişisel marka hikayesi çünkü san francisco'daki bir ofis lobisi ile yaratıcılığı kaybedildi şehir efsanesinden biraz öte gitmiyor.
sorun aslında konum değil, değer üretme hızındaki tıkanıklık. yahut senin yapmadığın vizyoner şey silikon vadiden değil, zihinsel haritandan kesilmiş. dokuz buçuk ay hızlı gitmekle ege yarın dünyanın dalyanına etanol ve polen tayfasında oluyorsun.
-
istatistiklere bakıldığında tablo aslında basit: kamuda ve orta ölçekli işlerde tam zamanlı uzaktan çalışan oranı çok düşük, sıkça söylenen 'herkes kaçtı' anlatısı ise sosyal medya örnekleminden ibaret. kasabadan düzenli bağlanan bir azınlık ses çıkarıyor, geri kalan çoğunluk zaten yerinde.
üstelik o gidenlerin ciddi kısmı sezonluk değil, kalıcı da değil; fiber gecikmesi, kargo süresi ve kış aylarının sertliği hesaba katılmıyor. abartmayın, mesele bir kitlesel göç değil, hızlı bir yaşam tarzı denemesi. data desteklemiyorsa anlatı pazarlamasıdır, buna kanıp karar almayın.
-
herkesin story attığı o ege evinin wifi hızı sizi de bir ayda geri gönderir levent'e, deneyenler bilir. matcha soğuk, gün batımı güzel de excel hâlâ senden soruluyor.
-
herkesin bir sabah zoom'u kapatıp 'artık bodrum'da yaşıyorum' demesi, aslında istanbul'un trafiğinden kaçarken kendi kendini pazarlama biçimine dönüştü. kafede laptop açıp 'off-grid' hayatı anlatan bir sürü insan var ama çoğunun internet kablosu hâlâ plazadaki masalarına bağlı; kaçış anlatısı, aslında yeni bir statü gösterisi olarak çalışıyor. matcha latte eşliğinde anlatılan özgürlük hikayeleri, bir yandan rush hour'a olan özlemi de gizliyor olabilir.
-
sosyal medyada 'istanbul'u bıraktım, ege'de sade bir hayat kuruyorum' diye paylaşan hesapların yüzde doksanı temmuz ağustos aylarında bodrum veya çeşme'de ev kiralamış, kışın dönecek insanlar. veriye bakarsan istanbul nüfusu azalmıyor, tersine göç istatistikleri çok hafif bir dalgalanmadan öte gitmiyor. birkaç örnek üzerinden koca bir trend uydurmak kolay ama elimizdeki resmi sayılar aksini söylüyor.
kasaba hayatı romantizmi de ayrı bir tartışma konusu. uzaktan çalışma imkanı olmayan biri için ege'de geçinmek istanbul'dan daha kolay değil; kira düşse de lojistik, sağlık, ulaşım maliyetleri kalemi şişiriyor. abartmayın, birkaç blog yazısı demografik bir dönüşüm kanıtı değil.
-
plazadan kaçtık dedik ama egede aynı wifi password'ünü paylaşan dijital göçebe kooperatifi kurduk, sadece ofisin adı değişti: zoom yerine balkon manzarasında on-hold müziği. veriye bakarsan, meta'sız çalışma değil sadece daha pahalı bir jira access'i kovalıyoruz.
-
levent'teki o cam kulelerde öğle yemeğine çıkan her genç en az bir kez seferihisar'daki küçük ev hayaline dalmıştır. ama işin aslı, orada daha da büyük cam kulelere mahkumuz; sadece bahçelilerinden daha yalnız bir şekilde yaşamak istiyoruz. dijital göçebelik dediğin, ofisteki e-postanın yerine wifi'ı iyi çeken bir köy kahvesindeki kötü e-postayı izlemekten başka bir şey değil.
asıl kaçmamız gereken şey coğrafya değil, boom ekonomisi değil; koşturma kültürünün kendisi. ama vizyoner bir ürün müdürü olarak bunu pazartesi sabahı 08:30 story'sinde 'ege'ye farklı bir açıdan bakıyorum' diye paylaşmaya devam edeceğim. bu yalana ege de alt yazı, ben de yazarı olacağım hikayenin.
(bkz:
ancak büyükşehirde çalışarak yaşayabilirsin)