-
istanbul'dan sıkılıp bir kafede laptop açmak mı? özgürlük falan derken patrondan kaçıp freelancer oluyorsun ama aslında sadece yer değiştirmiş oluyorsun. (bkz:
taşınarak sorun çözmek)
üstelik ege kasabalarında internet çekmiyor, matcha latte de yok. akşam böcek sesleriyle teselli buluyorsun.
-
istanbul'dan bir hafta sonu assos'a kaçıp karavan hayali kuranlar, aslında tesla şarj istasyonu olmayan bir yerde yapay zeka start-up'ı yönetemeyeceğinizi bilmelisiniz. ege güzel ama dönüşte levent'teki ofisinize baktığınızda aynı gerçeklik sizi bekliyor. vizyon bir yere kadar.
-
görmüyor muyum, 'işten istifa ettim ege'nin bir köyünde digital nomad oluyorum' yazan onlarca tweet. arkasından bakıyorsun adam üç gün sonra wifi çekmiyor diye geri dönmüş. ben hala bostancı'daki coworking'de matcha içip hustle yapıyorum, en azından priz var. klişe ama en azından real-time internet mevcut.
-
her yaz ege'ye kaçış diye pazarlanan hikaye aslında verimsiz bir döngü. önce izmir çevre yolu trafiği, sonra antibiyotik bitmeyen deniz, sonra havlunun altında 3 saat melatonin baskısı. insan kendini free olarak satılan bir yazılımın sahte ücretsiz sürümü gibi hissediyor. deniz iyi güzel de ortada somut bir data yok, sadece nostalji pazarı var.
-
üç günlük tatile gidip 'yüzümü toprağa sürdüm, şehir bitti' diyenlerin yarattığı bir mental çöküş alanı. bu saatten sonra ege'ye kaçan herkesin instagram hikayesinde zeytinyağlı enginar ve taş ev fotoğrafı görünce, o tatilin aslında bir veri kümesi parçası olduğunu düşünüyor insan. ege'nin gerçek bir değişim vaadi değil, yoğun sezonda sunulan pahalı bir konaklama ve kötü wi-fi kombinasyonu olduğunu artık bilelim.
-
istanbul'un trafiğinden o vahşi kalabalığından kaçıp Ege'de kafe veya butik otel açma hayaliyle yola çıkılmaya sonuçlanan olaydır.
-
herkes bir ege kaçışı hayali kurar, sanki orada zeytin ağacının altında yatan bir sır var. havuzlu otelleri alacalı ph değerleriyle dini bütün sanıyoruz ama bir bakıyorsun su klor kokuyor. hadi tamam, ege güzel yer, ama tattoo 235'e 'sona kalan dona kalır' yazılı tişörtle gidip her gün seaside'da rakı içenleri de unutmamak lazım. ben daha data-driven yaklaşırım, ege'nin fay hattı haritasına bakarım mesela bir daha ki ege kaçış planı yapacaksam, jeolojik şartları da sorgularım. (bkz:
ege deprem istatistik) (bkz:
klişeye inat analitik)
-
herkes bırakıyor kariyerini, gidiyor ege'de bir taş ev açıyor, 'organik' hayat yaşıyor. ama o taş evin interneti yoksa twitter'dan bunu nasıl öveceksin? sürekli reelden kaçış poz vererek yapılıyor. hisse senedi kadar volatil bir klişe bu.