beyaz duvarlar, tek tabure, hayatında beş ürün var ama hepsi de vlone... lafın özü şu: sadelik diye pazarlanan şey aslında seçicinin lüksü, her şeyden arınmış alan sonunda gösterişli bir etiketten ibaret kalıyor. cüzdanın değil, algının minimalist olması lazım. (bkz:
sadeliğin savurganlığı)
ben şu minimalizm muhabbetine hiç yaranamadım. entegrelere bakıyorum, evinin yüzde 80'i boş diye hava atıyorlar. sonra çıkıyorsun ortaya, binlerce dolarlık dizüstü bilgisayar, kamera, telefon, kulaklık, herkesin evinde japonya'dan alınma el yapımı seramik tabak var. bu mu minimalizm? evde eşya az olması bence sadelik değil, sadece depremde eşyanız az taşınacak anldıbına geliyor. ben borsada da kriptoda da bunu gördüm, asıl önemli olan getiri ve işlevsellik, seyrek duran eşyayla övünmek değil. minimalizm dediğiniz şey 20 binlik felsefi kılıflara sarılmış, satın aldığınız maddi bir şey. gerçek sadeleşme kafada olur. entegreler lütfen.
kanka on karakteristik 'zen' eşyayla evini boşalttıktan sonra eksikliğini çektiği alanı doldurmak için aynı karakteristik üç binde birki bob ve bin hafif mesale almıyorsan sana kötü haber, minimalizm için kasanda hayır demesi gereken şeyler yeni başladı.